Neresinden başlamalı bilemeden başlıyor eller yazmaya çünkü
neresinden tutarsam tutayım beynimde infilak ediyor cümleler.Zihnimde zoraki dolaşan o salak-saçma film kareleri aklıma geldikçe’’ ne diye beklediysem bunca zaman’’ demekten de kendimi alamıyorum fakat her şeyin bir
yeri ve zamanı olduğunu bildiğimden’ ’gün bu günmüş’’ deyu avutuyorum kendimi.
Yıllardır aynı klişe, aynı basit örneklerle bizi meşgul eden medyaya salvolar atmak istiyorum bu kez, tutmazsa da ‘’ne umurum’’ diyerek. Çünkü artık ben de bıçak kemiği aştı, böğre doğru iniyor. Son darbeyi de halen vizyonda ki ‘’Bu son olsun’’ filmi vurdu, sağ olsun…
Hep aynı bilindik replikler, klasik öcü tiplemeler ve nefretengiz cümlelerle tanıtılan bir ‘’ İnsan ‘’ çeşididir bahis mevzuum.
Genellikle orta yaşlı, mutlaka takkeli ayrıca tespihli, adama pis pis sırıtarak bakmayı marifet bellemiş, ucuzcu hatta beleşçi, bir o kadar da pinti, aymazlıkta doktora yapmış, kadına-kıza bakıp, laf atmakta bir beis görmeyecek kadar çapkın bakışlı, özellikle çirkin, ceberut tipli ve mümkünse pek bir meymenetsiz, her kese, her şeye bir ucubeye bakar gibi bakan, ters tepki verme uzmanı ve mutlaka Hacca bir kez gitmiş, ‘Hacı’ lakabıyla çağrılan, sözün özü safi gıcık, süzme uyuz muhafazakar camianın amcalarından bahsetmek istiyorum.
Yani çoğumuzun babası, amcası, dedesi, yahut bir yerden, bir şekilde tanıdığı, akrabası, komşusu olan amcalardan. Bu adamlardan bizi yıllarca TV filmlerinde, dizilerde nefret ettirdiler. Olmadı tiksindirdiler.- Böyle Hacı olmaz olsun, bunun ki insanlık mı, tüüüüü sakalından utan cümlelerimiz arş-ı alayı da geçti, kim bilir nerelere tosladı kaldılar. Bu tür amcaların, bizim dünyamızdan değil de başka bir alemden geldiklerini dahi düşündürttüler, Vallahi Allah razı olsun.
İşte aynı türden bir amcamıza bu filmde de rastladım ve artık bu durumu yazmalıyım dedim.
Film genel konu ve akış itibariyle gayet güzeldi. Darbe sonrası sokakta kalan bir grup evsizin tirajı-komik hallerini anlatıyordu. Bu bahsettiğim amcalarımız da filmin bir yerinde görünüyordu yine, filme çok lazımmış ya da çok katkı sağlayacakmışçasına. Neyse filmde yine bilindik camii avlusu abdest muhabbetindedir amcamız, soru sorar bir tanıdığı, amca abdestli kapitalist mantığıyla cevaplar soruyu, sonra avludan camiye geçerken oradaki sarhoş evsizlere ‘’ Kokunuzdan iğrendim- böğğğğ dercesine bir bakış atar, defolun tepkisi de peşindedir.
Bu sahne filmin içinde bir yerdedir, bir Cuma namazında ayakkabı çalması sahnesi öncesinde, arada geçer gider, akıllara ince bir ayar verir, reklamlar gibi kısa ve öz bir darbe vurmaktadır bilinçaltına, bence yüzde yüz istemli olarak.
Bu kareleri izlerken hem içimden hem dışımdan, epeyce de sesli olarak’ yuhhh yaaaa, yine mi, ne kadar yaratıcısınız ya hu, aferin size kat ettiğiniz yol için’ dedim durdum. Çünkü 2012 yılında yüz yıllık klişelerin kullanılması çok baymaktadır artık.
Ne oldu yani şimdi izleyicinin gözüne bu amcaları bilmem kaç trilyonuncu kere soktular da ne oldu???
Bilenler- Aaaa evet bunlar dimi, gerici, yobaz, cahil insanlar dedi, bilmeyen bir kısım mutlu azınlık da bu amcalarla tanıştı. Vayy bee, hiç de haberimiz yoktu bu tip insanlardan mı dediler yani. Başları göğe erdi(mi) İnşallah… Bence kendi insanıyla bu kadar uğraşan, kendi insanına bu kadar zulmeden bir toplum daha yoktur yeryüzünde. Elbette bu kareleri haklı çıkartacak tipler mevcuttur fakat bütün Hacı-Hoca tayfası da böyle değildir ki be kardeşim. Herkesin çevresinde camiye gitmeyi adet edinmiş, genç ya da yaşlı bir tanıdığı vardır, sorarım herkese kaçı böyledir bu insanların ??? Kendi sınıfından, sosyo-politik görüşünden olmayanı aşağılamadan derdini anlatan bir medya hayali çok mu ütopiktir a dostlar. İnsanlara maneviyatın tiksinilesi bir şey olduğunu söylemeye çalışmak, ibadet edenlerin aslında görünenin ötesinde başka bir yüzleri olduğunu anlatmak nasıl kutsanmış bir iştir??? Offff off başta da demiştim ya, neresinden tutarsak tutalım elde kalıyor, beyinde infilak ediyor.
İyisi mi ben noktalayayım bu yazıyı, yoksa sonu (ben de kızgınlığın, üzüntünün ve hüsranın tavan yapması sebebiyle) pek de hayırlı noktalan(a)mayacak.
Son sözüm; artık bir son verilsin bu ayrımcı mantığa ve dayatmaya. Hepimiz insanız, hatalarımız, kusurlarımız, noksan ve fazlalıklarımızla bu dünyada varız. Hayatın her anı birbirimize tahammül ile değil olduğu gibi kabul etmekle geçse, eminim hepimiz daha mutlu, huzurlu ve dingin olacağız.
Ne olur nefreti değil sevgiyi pekiştirelim, farklılıkları değil, yakınlıkları, benzerlikleri vurgulayalım.
Daha yaşanılabilir bir dünya için…
Mevlana’nın asırlara uzanan sözü ile’’ Ne olursan ol yine gel, bizim dergahımız umutsuzluk dergahı değildir’’.
Arzu
Arzu Avşar
yazar@kadinnews.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder