18 Mart Perşembe günü katıldığım bir Workshoptan fotoğraflar....Etkinliğin konusu: Basit malzemelerle hayalinizdeki evi yapmaktı, herkesin hayalleride, evleride birbirinden çok farklıydı.Çok değişik, ufuk açıcı ayrıca da stres attırıcı bir etkinlikti.Çocuk gibi kartonlardan,el işi kağıtlarından, poşet ve boyalardan evler yaptık.Nisan ayının 22' sinde (Perşembe) başka bir etkinlik daha olacak ilgilenenlere duyurulur.Detaylı bilgi İstanbul Modern'in web sitesinde var...
25 Mart 2010 Perşembe
İstanbul Modernde Mustafa Horasan ile bir workshop düzenlendi...
13 Mart 2010 Cumartesi
Çemberlitaş'ta Gölgede kalanlar...
Geçtiğimiz günlerde Ayasofya Cami’sini yenilenmiş haliyle size hatırlattığımız ilk gezimizden sonra ikinci durağımız Çemberlitaş’ta bulunan Gazi Atik Ali Paşa Camii.
Gazi Atik Ali Paşa 2.Bayezit döneminde Sadrazamlık yapmış, 24. Sadrazam (1501-1503) (1506-1511) görgüsü, bilgisi kuvvetli bir kişiydi. 24. Sadrazam (1501-1503) (1506-1511), savaşta ilk vurulan sadrazamdır. O dönemde İstanbul’da başka camiler, hayratlar, külliyeler daha yaptırmış, özellikle hayır işlerine önem vermiştir. Kendisinin bir diğer adı da Gazi Hadım Ali Paşadır… Asi Şahkulu ile 1511 tarihinde Çubuk ovada yapılan savaşta şehit olmuştur.Mezarı, Çemberlitaşta kendi ismini taşıyann camini bahçesindedir.(Fakat sonradan mezarı kaybolmuştur.)
İsmini taşıyan camiyi 1496 yılında Çemberlitaş’ta Yeniçeriler caddesi üzerinde (Çemberlitaş tramvay durağında) Külliye şeklinde yaptırmıştır. Külliye bünyesindeki imaret, kervansaray ve tekkesi günümüze kadar ulaşmamıştır fakat sağlam vaziyetteki medresesi zamana meydan okumaya devam etmektedir. Avlu kapısından caddeye çıkılınca görülen çeşmesi de o günlerden bu günlere gelebilmiştir. Cami haziresinde ayrıca Kemankeş Ali, Sadrazam Lefke’li Mustafa, Hüseyin Paşa, Boynu eğri Mehmet Paşa, Derviş Mehmet, Küçük Çelebi Mehmet Efendi medfundur.
Sedefçiler Camii , Eski Ali Paşa Camii, Çemberlitaş Camii , Dikilitaş Camii, Vezirhanı Camii, Sandıkçılar Camii adlarıyla da anılan Atik Ali Paşa Camii, kesme küfeki taştan yapılmıştır ve ters T planlıdır. Bir büyük birde yarım kubbe ile örtülü cami, barok üslubuyla klasik üslup arasında bir geçiş örneğidir. kubbesindeki kalem işleri oldukça özgündür.
Eee Bu kadar teknik ve detay bilgisi yeter diyenleriniz olabilir gelelim caminin görsel etkisine: Cami Beyazıt’ta olması dolayısıyla, çevresindeki daha büyük eserlerin gölgesinde kaldığından halkın geneli tarafından pek bilinmemekte ve çok fazla ziyaretçisi bulunmamaktadır amma velakin turistlerce ihtişamı ve iç ferahlığı nam salmıştır.
Gerçektende bulunduğu mevkii itibariyle ortamın kalabalığından kurtulmak için dahi olsa mutlaka gezilip- görülmesi gereken bir camidir. Zaten siz herhangi bir sebeple gitseniz bile o sizi içine çekecektir.
Avlusu gayet büyük, ferah bol güneşli ve iç aydınlatıcı bir etkiye sahip olmakla birlikte, serin ve de huzurludur…Caminin içi de aynı şekilde ince bir mimari düzen içinde büyük camları, fil ayağı uzun direkleri sayesinde aydınlık, ferah ve canlıdır..Yukarıda da belirttiğim gibi kubbesindeki kalem işleri mutlaka görülmeye değerdir.Bu kadar ince işçiliği o devirlerde yapmanın mahareti ayrı bir takdir ve hayranlık duygusu uyandırmaktadır..
Benim görüşüm; İstanbul’un bu az bilinir güzelliklerine daha bir ehemmiyet göstermemiz gerektiğidir.Çok bilinen tarihi değerlerimizi bir kez geziyor isek daha az bilinen bunun gibi eserlerimizi mümkünse 2-3 kez gezmeliyiz. Onlara hak ettikleri değeri vermeliyiz.
Aslında İstanbul bu değeri çoktaaaan hak ediyor ve bizi büyüsüne çağırmaya devam ediyor .
Büyüyü bozmamanız dileğiyle…
Arzu Avşar
www.kadinnews.com
12 Mart 2010 Cuma
İSTANBUL’DA BAHAR BİR BAŞKADIR 2010 İSTANBUL’UNDA BAMBAŞKA…
İSTANBUL’DA BAHAR BİR BAŞKADIR 2010 İSTANBUL’UNDA BAMBAŞKA…
Baharın renklerini ve canlılığını yeni yeni göstermeye başladığı İstanbul’da, gezintiye çıkmanın zamanı geldi.2010 Kültür Başkenti seçilen İstanbul’da bir çok tarihi eser ve müze restorasyonları bittiği için neredeyse ilk görünümlerine kavuşmuş oldular, buraları yeniden keşfe çıkmak çok daha heyecan verici olabilir…
Ben de bundan sonra size kendi keşif deneyimlerimi aktaracağım.Bu keşfe ortak olmanız dileğiyle…
Ayasofya eski görünümüne kavuşmak üzere;
Ayasofya’nın bütün büyüsünü bozan,15 yıl süren ve 3milyon TL’ye mal olan kubbe restorasyonu bitmiş durumda. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın 2010 etkinliklerine yetiştirilmesi istemiyle hızlandırılan restorasyon ve tamiratların nihayetinde, Ayasofya’nın 32.37 metre çapında ve yerden 55 metre yükseklikteki kubbesi var olan şanına yeniden kavuşturulmuş ve sadece bu kadarıyla da kalınmamış ;
Dört ayrı köşedeki Melek resimlerinden birinin üzerindeki altın renkli levha kaldırılarak, resmin yüzü açılmış ve insanı etkileyecek şekilde olduğu gibi duruyor, sanki dün yapılmış …Ayasofya’nın 553 yılında yapıldığı düşünülürse gezildiğinde de görülüyor ki eserin ressamı gerçek bir üstatmış zira resim yıllara ve üzerine çekilen sete meydan okuyacak kadar canlı ve renkli yapılan tamirat ve düzenlemeler ise bununla sınırlı değil;
Üst balkona çıkmak için kullanılan tünel şeklindeki merdivenlerde, artık yoğun günlerde izdiham dolayısıyla havasızlık ve sıra bekleme sıkıntısı çekilmeyecek çünkü artık var olan eski merdivenlerden çıkılıyor. Ayrıca hizmete yeni açılan müzenin diğer ucundaki farklı bir merdivenden iniliyor.Bu merdivenin de yan tarafında şimdilik demir parmaklıklarla kapatılan bir başka merdiven daha var fakat yetkililerin bana verdiği bilgiye göre yakın zamanda oranın da tamirat ve düzenlemeleri bitirilecek ve Ayasofya’nın bir başka gizemi daha ortaya çıkarılmış olacak.
Sadece bu ambiyansı bozan iki küçük tamirat devam ediyor;Bunlardan biri, 4 Halife, Allah, Muhammet ve Hz.Hasan- Hz.Hüseyin’in isimlerinin yazılı olduğu tahta levhaların tamiratları,(bu tamiratlar için kubbeden dağılan iskele malzemeleri yeniden kullanıldıkları için, yine belli bir yer işgal ediyorlar fakat eski çirkin görüntüye nazaran bu görüntü katlanılabilir durumda)bu sayede iki büyük levha zamanın etkilerinden kurtarılmaya çalışılıyor, sırasıyla tüm levhalar tamir edilecekler, diğeri ise minbere yakın yerde asılı olan tahta avizenin tamirat ve bakımı.Bu iki tamirat dışında kötü görünüm teşkil eden hiçbir şey yok….İnanın çocukluğumdan beri defalarca gittiğim Ayasofya’yı daha önce hiç böyle görmemiştim.
Bence hafta sonlarını etkinlikle geçirmek isteyenler ve belki de hal-i hazırdaki etkinlikler bana uygun değil diyenler için 2010; İstanbul’u yeniden tanımak ve O’nun ruhunu yakalamak için bulunmaz bir fırsat.Benim tavsiyem alın sevdiklerinizi ve evinizdeki fotoğraf makinesini yanınıza , çıkın sokağa İstanbul’u ve yeni gelen baharın heyecanını yakalamaya çalışın ya da yalnızlığınızı alın yanınıza ve İstanbul’un seslerine bırakın kendinizi…O sizi zaten bir yerlere götürecektir….Ama ne yaparsanız yapın Ayasofya’ya mutlaka gidin, emin olun benim gibi siz de çoook etkileneceksiniz…
İstanbul’un büyüsü sizi de sarsın….
.Arzu AVŞAR
1 Mart 2010 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


