30 Aralık 2011 Cuma

Fotoğraf Sergisi.

 Kod 333 Bir yasağa baştan bakmak”

FOTOĞRAF sanatçısı Gülnur Güner’in başörtü mağduru 34 kadının fotoğraflarından ve kendi sesinden hikayelerinden oluşan “Kod 333. Bir yasağa baştan bakmak” sergisi Taksim Sanat galerisinde açıldı.

 

Sınava başörtülü girdiği için kağıdına “333” yazılarak sınavı iptal edilen bir İlahiyat öğrencisinden etkilenerek çalışmasına bu adı koyduğunu belirten belirten Güner, “Gereksiz yere yaşanan bir acı var ortada. Buna rağmen görüştüğüm kadınlar arasında ağlayıp sızlayan yoktu’’ dedi. Çalışmanın bir sergiden çok platform olduğunu belirten Güner, şunları söyledi: “İnsanlar keyfi uygulamalarla temel haklarından mahrum bırakılıyordu. Öğrenci, doktor, avukat, öğretmen, kent planlamacı, belediye meclis üyesi, milletvekili eşi, ev hanımı gibi farklı sosyal statülerde olup aynı yasaklamayla karşılaşan 34 kadınla görüştüm. Sade vatandaşın ve ev hanımlarının dahi yaşadığı bir dram bu. Başörtüsü sorunu keyfiyet içerdiği için hiç son bulmayacakmış gibi geliyor bana. Birilerinin aklına esince yine aynı film tekrarlanacak gibi.”
Detaylar için:    http://kod333.com/  http://www.facebook.com/l.php?u=http%3A%2F%2Fyoutu.be%2FJ-rYonOBWlg&h=dAQFDTJO1AQHlKI210RTVdMEXYZzUds9s6dws5Hn1AjErdA









23 Aralık 2011 Cuma

“ SEYRİSTANBUL FOTOĞRAF SERGİSİ ”




İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ



İSTANBUL TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ


“ SEYRİSTANBUL FOTOĞRAF SERGİSİ ”






İstanbul Turizm Müdürlüğünün kültürel etkinlik, kentlilik bilincine ve şehrini tanıyıp sahip çıkan İstanbullular kazanmak amacı ile düzenlemiş olduğu gezilerde fotoğraf sanatçısı İlknur Bektaş’ın fikir ve önerisi ile bu geziler boyunca ziyaret edilen mekânların nitelikli fotoğraflarını tüm İstanbul'lularla paylaşmayı planladık.

Bu sebeple Kültür elçilerimizden İlknur Bektaş Taksim Metrosunda fotoğraflarını sergilemektedir.
İlknur Bektaş kimdir? :İFSAK üyesidir. Fotoğraf ve Kamera eğitiminin yanında Sinema Tv & Gazetecilik mezunu. Saçları süpürge Bedeni Sömürge adlı Kitabının yanında 2 kitabı daha  olan Yazar, Ödüllü bir Yönetmen, Tiyatro yazarı ve Belgeselcidir.
  
 



Yaşar Kemal: Işık, Koku, Doku – Sergi


Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık ( YKKSY ), 23 Aralık Cuma günü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ( MSGSÜ ) tarafından Yaşar Kemal'e Onursal Doktora sunulması nedeniyle yapılan program kapsamında, " Yaşar Kemal: Renk, Işık, Koku, Doku " başlıklı 23 Aralık – 9 Ocak tarihleri arasında izlenebilecek bir sergi düzenliyor.


Sergi, Güneş Karabuda’nın elli beş yıllık bir dönemde çektiği fotoğraflardan ve yazarın kitaplarından seçilen doğa betimlemeleri ve kısa bir video çalışmasından oluşuyor.

Konsepti Sadık Karamustafa tarafından geliştirilen videoda Yaşar Kemal, “ Deniz Küstü ” romanından “ Şu menekşede bir adacığım olsaydı.. ” cümlesi ile başlayan bir bölüm okuyor. Etkinlik programı daha sonra Osman Okkan imzasını taşıyan “ Yaşar Kemal, Şiirsellik ve Politika ” başlıklı belgeselle devam edecek.

Doğan Hızlan, Tarık Günersel ve Zeki Coşkun’un çeşitli yönleriyle Yaşar Kemal’i anlatacakları program, son olarak Gürel Aykal yönetimindeki MSGSÜ Devlet Konservatuvarı Orkestrası dinletisiyle sona erecek

18 Aralık 2011 Pazar

Birbirinden farklı Kültür-Sanat haberleri...

3. Uluslararası Mistik Sanat Festivali başlıyor.

Mistisizm, aşk ve sanat üçgeninde farklılıkları kabullenmenin ve hoşgörünün sanatsal sunumu olan III. Uluslararası Mistik Sanat Festivali başlıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü tarafından düzenlenen festival, 16-20 Aralık tarihleri arasında, Tarihi Yarımada’nın en mistik mekânlarında gerçekleşecek. Aya İrini, Yerebatan Sarnıcı, Türk İslam Eserleri Müzesi, Kızlarağası Medresesi festival mekânlarından sadece birkaçı.

Aya İrini’de Sema’nın sesinden Mevlid!
Festivalin ilk günü olan 16 Aralık Cuma günü saat 18.30’dan itibaren 2 ayrı mekânda 3 etkinlik gerçekleştirilecek. Dünyaca ünlü resim sanatçısı İsmail Acar’ın Türk İslam Eserleri Müzesi’nde “Semâ” isimli sergisi açılacak. 50 yağlı boya tablodan oluşan sergi, ziyaretçilerini semazen resimleri eşliğinde tasavvufun derinliklerine doğru yolculuğa çıkarmayı amaçlıyor.
Aynı akşam saat 20.00’de, taş plak sesli Sema, son peygamber Hz. Muhammed’e yazılan Mevlid-i Şerif ve yaratılanı yaradandan ötürü hoşgören Yunus Emre’nin ilahileriyle Bizans’ın en büyük ibadethanesi Aya İrini’de sanatseverlerle buluşacak.

Ensemble Galatia ile Orta Çağ mistizmine bir yolculuk
“Ensemble Galatia”; müziğin kilise tarafından günah kabul edildiği Ortaçağ’ın şarkılarını, Ortaçağ’ın enstrümanlarıyla 16 Aralık akşamı saat 21.00’de Aya İrini’de seslendirecek. Adını Antik Krallık Galatia’dan alan topluluk, konser için hazırladığı özel seçkide, büyük ölçüde kaybolmuş dönem dillerini bugüne taşıyan farklı tınılarla dinleyenlerin kulaklarının pasını silecek. Ensemble Galatia konserini farklı kılan bir başka özellik ise seslendirdiği şarkıların hikayelerini de dinleyiciyle paylaşıyor olması.

Derviş’in Değişimi
Dansçı ve koreograf Ziya Azazi, Sufizm’de anlatılan temel yolculuk prensiplerini göz önünde bulundurarak sahnelediği “Dervish in Progress” başlıklı gösterisi ile 18 Aralık’ta, saat 20.00’de Aya İrini’de olacak. Azazi bu eşsiz gösterisinde adeta dervişin vardığı son noktanın keyfine varmasını resmediyor.

Manas’ın kalbinden öz Türkçe “ır”lar
Adını Kırgızistan’la Çin’i birbirine bağlayan ve “Kutsal Dağlar” anlamına gelen sıra dağlardan alan Tengir Too, öz Türkçe seslendireceği destanları, kahramanlık ve aşk hikayeleri ile süsleyecek. 18 Aralık Pazar akşamı saat 21.00’de Aya İrini’de gerçekleşecek konserde topluluk mistik öğelerle süslü destansı müziklerini, geleneksel çalgılarıyla icra edecek.

İran Sinemasının muhalif yönetmeni Kemal Tebrizi Eminönü Halk Eğitim Merkezi’nde olacak.
Kamerasıyla İranlılara İslam Devrimi’nin gerçekte nasıl olması gerektiğini gösteren, sisteme yönelik başarılı taşlamalarıyla güldürürken düşündüren, insan odaklı filmleriyle sadece ülkesinde değil tüm dünyada yankı uyandıran İran sinemasının başarılı yönetmeni Kemal Tebrizi, 19 Aralık Pazartesi akşamı, saat 18.30’da Eminönü Halk Eğitim Merkezi’nde sinemaseverlerle buluşacak.

Mistik Sanat Festivali kapsamında Kemal Tebrizi’nin “Şeyda” isimli filminin de aralarında 9 film Eminönü Halk Eğitim Merkezi’nde gösterimde olacak. 18 – 19 – 20 Aralık tarihlerinde izleyiciyle filmlerin isimleri şöyle: Sonsuzluk ve Bir Gün, Kurdun Günü, İşaretler ve Mucizeler, Mim Misli Mader(Annem Gibi), Şeyda, Beyaz Oda, Saklı, Dinle Ney’den, Birleşen Yollar, Sonsuzluk ve Bir Gün.

Festival kapsamında Resul Molla Kulipur‘un yönettiği ve Veysel Karani’yi konu alanMim Misli Mader (Annem Gibi) filminin Türkiye’de ilk gösterimi 19 Aralık’ta, saat 15.30’da Eminönü Halk Eğitim Merkezi’nde gerçekleşecek.
Şairin “Dönemeç”i
III. Uluslararası Mistik Sanat Festivali kapsamında Serhat Üstündağ’ın yazdığı ve Engin Kurt’un yönettiği “Dönemeç” isimli tiyatro oyunu 17 Aralık Cumartesi akşamı saat 20.00’de Eminönü Halk Eğitimi Merkezi’nde sahnelenecek. Dönemeç, bohem bir hayat yaşayan ve bunalımları içinde savrulan bir şairin iç dünyasına yaptığı yolculuğu anlatıyor.
Yerebatan’da şiir gibi bir akşam
Harun Yöndem, Yusuf Ziya Özkan ve Emin Baykırkık’ın okumaları ve Hayal Musiki Korosu’nun tınılarıyla hayat bulacak olan şiirler, 20 Aralık Salı akşamı, saat 19.30’da İstanbul’un en mistik mekanlarından biri olanYerebatan Sarnıcı’nda yankılanacak.

Mistik Sayfalar
Değişik din ve kültüre ait birçok kitabın sunulacağı sergi, 16-20 Aralık tarihleri arasında Kızlarağası Medresesi’nde gezilebilecek.

III. Uluslararası Mistik Sanat Festivali kapsamında gerçekleşecek tüm etkinlikler ücretsizdir. Rezervasyon için irtibat: Zeynep Küçükakdere 02123470739- 0534 9695303

Kod 333: Bir yasağa baştan bakmak




FOTOĞRAF sanatçısı Gülnur Güner’in başörtü mağduru 34 kadının fotoğraflarından ve kendi sesinden hikayelerinden oluşan “Kod 333. Bir yasağa baştan bakmak” sergisi Taksim Sanat galerisinde açıldı.
Sınava başörtülü girdiği için kağıdına “333” yazılarak sınavı iptal edilen bir İlahiyat öğrencisinden etkilenerek çalışmasına bu adı koyduğunu belirten belirten Güner, “Gereksiz yere yaşanan bir acı var ortada. Buna rağmen görüştüğüm kadınlar arasında ağlayıp sızlayan yoktu’’ dedi. Çalışmanın bir sergiden çok platform olduğunu belirten Güner, şunları söyledi: “İnsanlar keyfi uygulamalarla temel haklarından mahrum bırakılıyordu. Öğrenci, doktor, avukat, öğretmen, kent planlamacı, belediye meclis üyesi, milletvekili eşi, ev hanımı gibi farklı sosyal statülerde olup aynı yasaklamayla karşılaşan 34 kadınla görüştüm. Sade vatandaşın ve ev hanımlarının dahi yaşadığı bir dram bu. Başörtüsü sorunu keyfiyet içerdiği için hiç son bulmayacakmış gibi geliyor bana. Birilerinin aklına esince yine aynı film tekrarlanacak gibi.” Detaylar için:  http://kod333.com/


3YIL ARADAN SONRA SALVADOR DALİ TÜRKİYE'DE.
salvador dali

Sürrealist resmin en önemli ressamlarından birisi olarak kabul edilen Salvador Dali, 3 yıl aradan sonra yeniden İstanbul’da.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ev sahipliğinde, InArtis ile Kült işbirliğinde gerçekleştirilen Salvador Dali Sergisi’nde 23 Aralık 2011- 26 Şubat 2012 tarihleri arasında Tophane-i Amire’de gerçekleştirilecek. Sergide Salvador Dali’nin, ‘İlahi Komedya’, ‘Sürrealizm İzleri’, ‘Gala ile Akşam Yemeği’ adlı 3 ayrı başlıktaki 121 eseri yer alacak.

Dante’nin bu uzun soluklu ‘İlahi Komedya’ şiirinin güzelliği Botticelli, Flaxman, Blake, Delacroix ve Rodin gibi isimlerin yanı sıra Dali’ye de ilham kaynağı oldu. Sergideki ‘İlahi Komedya’ bölümü 1950’li yılların başlarında dönemin İtalyan hükümetinin, Dante’nin 700. doğum günü şerefine Dali’den İlahi Komedya’yı resimlemesini istemesi üzeriye yapılan çalışmalardan oluşuyor.

Dali’nin çizimleri İlahi Komedya metninin illüstrasyonlarından çok, onun sürrealist yöntemiyle uyguladığı yorumlar. ‘İlahi Komedya’ sanat otoritelerince Dali’nin sanatsal gelişiminin bir çeşit özeti olarak da algılanıyor. 1971 yılında resmedilen ‘Gala ile Akşam Yemeği’ ise 12 adet renkli litografiden oluşuyor. Çocukluğundan beri aşçı olmayı hedefleyen Dali, bu hayalini 68 yaşında, efsane restoranların ve aşçılarının mönü ve tariflerinden oluşturduğu, sürrealist gastro-estetik hikâyelerini bir araya getirdiği bu seride gerçekleşmişti. ‘Sürrealizm İzleri’ bölümünde ise Dali’nin 1971 yılında Paris’te yaptığı 9 adet renkli basım litografileri yer alıyor.
Biletler http://web03.biletix.com/anasayfa/TURKIYE/tr- Tam 12 00 TL Ögrenci 7 00 TL



PVC Borulardan Heykel Olur mu?                                                
Kore’li sanatçı Kang Duck-Bong ‘un PVC borularla yaptığı ve hareket hissi uyandıran ilginç heykelleri gerçekten ilginç bir görüntüye sahip.
Gündelik hayatta sadece tesisat ustalarının kullandığınız düşündüğümüz, su, atık su için kullanılan PVC boruların hareket eden heykellere dönüşmesi hoş görüntülere yol açmaktadır.
Daha fazla detay için http://www.gallery4walls.com/current/ linkini kullanabilirsiniz.




img_6478.jpg



1 Ocakta Yine Ali Emiri Kültür Merkezinde yine saat 13:00'de...

İstanbul Kültür Elçileri olarak kültür etkinliklerini duyurma için gönüllü olduk. Çeşitli iletişim kaynakları üzerinden bu işe meraklı olan İstanbullulara kültür etkinliklerini duyurmaya çalışıyoruz. Bunu yapark...en hiç bir ön yargımız, kaygımız yok, sadece destek olmaya çalışıyoruz.
Ama sayıları az da olsa kendi ekibimizin organize ettiği etkinliklerle İstanbul'a,İstanbullulara değer katmayı hedefliyoruz.
Grubumuzun kuruluşunun 3.yılında İstanbul Kültür Elçileri olarak İstanbul Gezilerinde çektiğimiz fotoğraflardan yola çıkarak, SÜleyman Zeki Bağlan hocamızın moderatörlüğünde İstanbul'u anlatacağız. İstanbul sevdalısı olan arkadaşlarımızın çektiği fotoğrafları anlatırken kimler nerelere gidecek, hangi duygularını yeniden yaşayacak,hatırına kimler gelecek. Belkide İstanbullular için yakında olsa maziye yolculuk olacak.
Detaylı bilgi: http://www.istanbulkulturelcileri.com/etkinlikler/1-ocak-ta-yine-beraberiz










10 Aralık 2011 Cumartesi

BİRAZ MECAZ...

SEVGİLİLER SEVGİLİSİNE, EN SEVGİLİYE
Seni nasıl seviyorum biliyor musun? Ey sevgili
Kuraklığıyla kavrulmuş toprağın gökten düşen ilk damlaya açlığı gibi.
Uçsuz bucaksız ormanda gezerken aniden özgürlüğü bir kafese hapsedilmiş rengarenk bir kuşun hüzünlü bakışı gibi.
Narkoz almış hastanın uyuşuk beynine nasıl söz geçireceğini bilmez bir çaresizlikle, dünyaya geri dönüş tedirginliği gibi.
Oyuncağı elinden alınmış çocuğun, ağlarken ki saflığı gibi.
Gece yarısı göz göze geldiği avcısına bakan ceylanın, acınası masumiyeti gibi.
Sigarasından ilk nefesi çeken tiryakinin muhteşem hazzı gibi.
Orucunu açmak için ezanı bekleyen kimsenin, içtiği ilk su ile duyduğu ferahlık gibi.
Barutla buluşan ateşin muhteşem dansı gibi.
Sonunun ne olacağı belli merminin kovana girişiyle verdiği korku gibi.
Izdırabıyla yanmayı göze alıp yine de güle Aşık olan bülbülün acısıyla kahrolmayı seçişi gibi.
Suya daldığı an sonrasını bilmeyen, vurgun yemeyi göze almış dalgıçın  cesareti gibi.
Boğazını kesecek  bıçağı gördüğü halde, babası Hz. İbrahim'e''dur'' demeyen Hz. İsmail'in teslimiyeti gibi.
Simsiyah gecenin içinde sığınacak bir yer arayan kedinin duyduğu tarifsiz hüznü gibi.
Fırçasını hazırlayan ressamın tuvaline yapacağı ilk vuruşun mana dolu heyecanı gibi.
Tam bitti diyecekken bütün yazdıklarını çöpe atan yazarın hüsranı gibi.
Çöllerde adını sayıklayarak kahrolan Mecnunun Leyla'yı görünce, '' Sen de kimsin'' deyişinin Leyla'ya verdiği sonsuz elem gibi.
Şizofrenik bir hastanın gördüğü halisünasyonlarla duyduğu mutluluğu gibi.
Dünyaya baktığı siyah gözlüklerinden sıyrılma ümidi ve endişesi taşımayan ama nın, aslında bir görme hayali ile içine akıttığı kahırlı gözyaşları gibi.
Kansere yakalandığını öğrenen bir insanın  yaşamaya dair yarım kalan endişeleri gibi.
Ahhhhh Sevgili, En Sevgili, Ey Sevgili kapına geldim. Affına geldim, affa layık olmasam da...

7 Aralık 2011 Çarşamba

Ücretsiz Ebru Kursu.

İlk Tohum Dergisi EBRU Kursu ve TARİH AKADEMİSİ Kursu

İlk Tohum Dergisi ücretsiz Ebru Kursu düzenliyor . Aralık ayında başlayacak kurs için
ADRES : Kulaksız Mahallesi Kabristan cd..
NO: 67 / A ( Kulaksız Mezarlığı Karşısı ) Beyoğlu / İstanbul- 0212- 256-63-72
Lütfen KATILIM TALEBİNİZİ ilktohum@hotmail.com,adresine bildiriniz.


(Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir)
İstanbulda İkamet Eden Tüm Sanat Severleri Bu Gönül Hareketine DAVET EDİYORUZ...

Hizmet Bizden, Destek Sizden.


.





30 Kasım 2011 Çarşamba

Münir Nuretttin Selçuk ve Ümit Yaşar Oğuzcan'a hürmetle.

Münir Nurettin dinlerken kaleme gelenler...
''Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın'' demiş ya Ümit Yaşar Oğuzcan, Üstad Münir Nurettin ise acaba nasıl bir ruh haliyle söylemiş ve bestelemiş bu şarkıyı.
İnsanın canının yanacağını bilmeden kendisini ateşin içine sürüklemesinin çaresizliğiyle, peri  masalı sandığı kabusundan çıkamayışının acısıyla, ayaklarının yerden kesilişinin verdiği heyecana kapılıp tepe üstü çakılacağının farkına varamayışıyla, hepsi ve belki hiçbiriyle...
Ahhhhh minel Aşk diyerek yanmış herhalde şair. Halet-i ruhiyesi ne hale gelmiş ki çektiği ızdırapla, kör kuyularda merdivensiz bırakıldığını hissetmiş. Terkediliş  nasıl sarıp sarmalamış kimbilir yaralı ruhunu...
Devamında da diyor ki; ''denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın''. Issızlığına kahredişinin son noktasıdır herhalde bu cümle.
İnsanın her haliyle acziyetinin göstergesi aslında bu şarkı. Kendi varlığının insana dar gelmesi, yanına daima bir yaren arayışının delili. Nedenini, nasılını, olur-olmazını sorgulamadan sadece bir isteyişin ispatı sanki.

Eski ve kadim dostum Rukiye Karaköse bu şarkıyı birlikte dinlerken şöyle demişti. ''İnsan seveniyle beraberken aslında kendisiyle de beraber, O aradan çekilince yine kendisiyle kalıyor fakat O'nun aradan çekilmsesiyle baş başa bırakıldığı kendisi, nedense insana yetmiyor''. İşte meselenin özü de bu galiba kendi kendine yetemeyiş. Yanına aradığın ''yaren''. Hayatın hengamesini paylaşmak istediğin insanı bulma arzusu, başını yaslayacağın güvenilir bir omuz, derteleşebileceğin, bir nefes paylaşım isteyeceğin insanın karşına çıkmış olması umudu. Gözünün yaşını kendi elinle değil de sevdiğinin eliyle silmesini beklemek, yasında, sevincinde, hüsranında, kızgınlığında, huzurlu anında yanında görmek istediğin kişinin varlığını taaa  içinde hissetmek, içinde devrilen çınarları  yeniden canlandırmak için el uzatacak  babayiğit bir yüreğin varlığıyla güç bulmak.
 Sözün özü ''Yakin'' duygusuyla şad olmak.
Fakat olmuyor işte hayatta istediklerin, hayal ettiklerin  gelip seni bulmuyor, sadece hayalde kalıveriyor çoğunlukla. Beklediğin gibi gerçekleşmiyor yaşadıkların. Sadece beklenti de kalıveriyor ya da güzel bir rüya sunuyor sana hayat ve aniden, kütt diye uyandırıveriyor.Şarkının sonunda da söylediği gibi '' seni sensiz bırakıveriyor'' üstüne bir sürü atıfta bulunduğun canlı. Sen atfettiğin şeylerle yapayalnız kalıyorsun oracıkta. Ortaya çıkan yıkıntıdan da işte böyle şaheser şarkılar çıkıyor. Zor zamanların bazı insanlara sunduğu üretme aşkıyla. İnsan böyle bir ilhama sevinsin mi ilham gelen kişinin adına üzülsün mü bilemiyor tabi. Şair Ümit Yaşar ve Üstad Münir Nurettin' e azap çektiren kadınlara da teşekkür mü etmeli bu şarkının ortaya çıkmasına vesile oldukları için yoksa O'nların adına kızmalı mı işte burası belirsiz?
Bu belirsizliğin cevabı herkesin kendinde gizli aslında. Tercih ve hayatı yaşama biçimi de yine kişilere özgü.
Benim hiç bir önermem yok bu yazının içinde ya da dışında aradığım, sadece başta da yazdığı gibi şarkıyı dinlerken  kalemime döküleceği tuttu yazdıklarımın. Tek dileğim Mevladan; herkese hak ettiği Aşkı nasip etsin ve dahi Kendi Aşkını da kalplerimize nakşetsin...

Bu kadar söz edip te şarkıyı paylaşmamak Ümit Yaşar Oğuzcan ve Münir Nurettin' e saygısızlık olur du herhalde. Dinleyin bakalım siz ne hissedeceksiniz???
Üstadın kendi yorumu   http://www.youtube.com/watch?v=pwHy8V1gczI

http://www.youtube.com/watch?v=dEtqukvb_q4 Bu Bekir Ünlü Ataer yorumu.( Benim en sevdiğim yorumdur:))))
http://www.youtube.com/results?search_query=beni+k%C3%B6r+kuyularda+merdivensiz+b%C4%B1rakt%C4%B1n+ahmet+%C3%B6zhan&oq=beni+k%C3%B6r+kuyularda+merdivensiz+b%C4%B1rakt%C4%B1n+ah&aq=0&aqi=g1&aql=&gs_sm=c&gs_upl=753637l754807l0l757037l3l3l0l1l1l0l260l425l0.1.1l2l0

 Harika bir Ahmet Özhan yorumu.
Kulaklarınız şenlensin. Aşkla kalın...

29 Kasım 2011 Salı

KASIM-ARALIK 2011 SANAT ETKİNLİKLERİNDEN SEÇMELER...

EREN EYÜBOĞLU / Retrospektif Sergi


Retrospektif Sergi


EREN EYÜBOĞLU 04 Kasım - 17 Aralık 2011 .İş Sanat Kibele Galerisi, çağdaş Türk resminin büyük ustalarından Eren Eyüboğlu’nu misafir ediyor.

Çağdaş Türk resminin kurucularından ve büyük ustalarından Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun “Doğumunun 100. Yılı” etkinlikleri kapsamında düzenlenen sergi, İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkacak, Eren Eyüboğlu’nun yaşamı ve sanat hayatının anlatıldığı kitabın sergisi niteliğini taşıyor. Aile albümlerinden fotoğraflar dışında 300 kadar esere yer verilen kitapta Eren Eyüboğlu’nun yaşamı ve 60 yılı aşkın sanat hayatı anlatılıyor.

Sanatçının torunu Sabahattin Rahmi Eyüboğlu ve Ömer Faruk Şerifoğlu’nun hazırladığı ve aynı zamanda Kibele Sanat Galerisi’nin 2011-2012 sezon açılışı olacak Eren Eyüboğlu retrospektif sergisinde Eyüboğlu’nun başta aile koleksiyonu olmak üzere, çeşitli kurum, müze ve özel koleksiyonlardan derlenen 100’e yakın eseri yer alacak.

Bedri Rahmi Eyüboğlu, 40 yıl beraber yürüdüğü hayat ve sanat arkadaşı olarak Eren Eyüboğlu’nu ve sanatını “Eren doğuştan ressamdır, ben sonradan olmayım!” cümlesiyle özetliyordu. Resme karşı hep duyarlı ve sorumlu bir sanatçı portresi çizen Eren Eyüboğlu, resme bakışını da şu cümlelerle ifade ediyordu: “Bir resim yaparsın çok iyidir, bir resim yaparsın fena değildir. Onu ‘iyice’ bir resim izler, ´güzel´ bir resim, ´çok güzel´ bir resim daha sonra... Ama çok güzel bir resmi hiçbir şey izlemez. Bir çıkmazdır resim. Her zaman bilemezsin, bir önceki mi daha iyiydi, bir sonraki mi daha iyi olacaktır. Yoksa o anda yaptığın mı en iyisi, en güzelidir? Hem ne demek ´iyi´ , ´güzel´? Bir duvara asılacak resim o duvarın sahibine göre güzeldir. Ama resim, dekoratif amaçla yapılanlar hariç, süsleme amacı taşımaz.”

Ölümüne dek üreten sanatçı kariyere bakışını şöyle özetlemişti: “Kendi yolumu bulduktan sonra, bu yolun önü tıkanık mı, açık mı, ilerledim mi, geriledim mi yoksa yerimde mi saydım bilmiyorum. Bildiğim tek şey var, çalışma çabamı, ölüm elimden fırçayı alıncaya dek sürdürmek.”

Ardında binlerce resim, desen, seramik bırakan Eren Eyüboğlu 30 Ağustos 1988 günü, son otuz yılını geçirdiği Kalamış´taki atölye-evinde yaşama gözlerini yumdu.

Kibele Sanat Galerisi
İş Kuleleri
Sergi Ücretsizdir.
Tel: (212) 316 15 80
Sergi pazar ve pazartesi günleri hariç, her gün 10.00-19.00 saatleri arasında gezilebilir


ÇOCUKLAR İÇİN NOTADA YAZMAYANLAR /
ÇOCUKLAR İÇİN NOTADA YAZMAYANLAR
18 Aralık 2011 15:00


.MEMET ALİ ALABORA anlatıcı

EMİR GAMSIZOĞLU piyano

İstanbul Trio

Emir Gamsızoğlu piyano

Deniz Toygür keman

Cem Çetinkaya viyolonsel
Ayrıca her gösteride sürpriz konuklar...
Konsept Emir Gamsızoğlu, Memet Ali Alabora
Işık Tasarım Yüksel Aymaz
Klasik müzik deyince aklınıza ilk ne geliyor? Bizim aklımıza muhabbet geliyor, güzel zaman geçirmek geliyor, eğlence geliyor. Çünkü biz yıllardır klasik müzik sayesinde çok eğlendik. Bu eğlencemizi Türkiye'nin birçok yerindeki arkadaşlarımızla da paylaştık. Arkadaşlarımız bazen yaşıtlarımız, bazen büyüklerimiz, bazen de küçüklerimiz oldu.

İş Sanat'ta dördüncü yılımızda, sizleri de klasik müzikle keyifli zaman geçirmeye davet ediyoruz. Birlikte müzik dinlemeye, sohbet etmeye, müzisyen arkadaşlarımızla tanışmaya çağırıyoruz. Bu yıl her gösteride sürpriz konuklarımız olacak. Üflemeli çalgılar, şarkıcılar, farklı enstrümanlarla tanışabileceksiniz.

Bildiğiniz melodileri duymak, bilmediklerinizden keyif almak, müzikli hikayeler dinlemek için piyanist Emir Gamsızoğlu ve oyuncu Memet Ali Alabora, İstanbul Trio ile birlikte sizleri bekliyor olacak. Çocuklar için Notada Yazmayanlar İş Sanat'ta.

1. KADEME : 15 TL 2. KADEME : - 3. KADEME : - İNDİRİMLİ : 10 TL .
 Detaylı bilgi ve rezervasyon için: http://www.issanat.com/




 

 Sarkis / Su İçinde Suluboya Atölyesi

Atölye
Çağdaş Sanat Atölyesi'nde 6-12 yaş arası çocuklar, eğitmen gözetiminde Sarkis'in su içinde suluboya tekniğini öğrenip, çalışacaklardır.

3 Aralık Cumartesi 11.30-12.30
24 Aralık Cumartesi 11.30-12.30
Bilet fiyatı: 5 TL.
Etkinlik 12 kişi ile sınırlıdır.
Detaylı bilgi ve rezervasyon için: http://www.akbanksanat.com/





 

Burhan Doğançay Müzesini de gezebilirsiniz.
Müze hergün 10.00 - 18.00 arası açıktır.

Hergün 15.00 - 17.00 arası ücretsiz çay servisi vardır.
Giriş ücretsizdir.
DOĞANCAY MÜZESİ
34435 Beyoğlu
İstanbul – Turkey
Tel: +90 212 244 77 70 – 71
Fax: +90 212 244 74 18



 



MİNE ART GALLERY
Avni Öztopçu’nun “Dönemler” isimli sergisini 14 kasım – 8 Ocak 2011, tarihleri arasında ziyaret edebilirsiniz.Mine Sanat Galerisi Nişantaşı mekanı, Avni Öztopçu’nun yeni soyut çalışmalarıyla birlikte bu çalışmaların 1985’e dek uzanan biçimsel sürecinin de dahil olduğu sergiye tanıklık edecek.
Sergide bir kavram ile sınırlandırılması mümkün olmayan “Tek”in, birey veya etkilendiği alan sebebiyle oluşan odak kurguyu değişimleri dahilinde izleme imkanı bulacaksınız.
Mine Art Gallery Teşvikiye Dr.Müfide Küley Sokak Yasemin Ap. No:1 Daire: 5 Nişantaşı / Şişli -İstanbul





Resim

Aktüel Arkeoloji Fotoğraf Yarışması Sergisi

Dünyanın en önemli arkeolojik alanlarından biri olan Anadolu'nun sahip olduğu kültürel mirasın korunması, sahiplenilmesi ve en önemlisi fark edilebilmesi için düzenlenen fotoğraf yarışmasının sergisi 19 Kasım - 19 Aralık 2011 tarihleri arasında görülebilir.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri
Yıldız Salonu
Açılış: 19 Kasım 2011 / 14:30
Sergi Süresi : 19 Kasım - 19 Aralık 2011
Gezi Saatleri :09:00 - 17:00 (Pazartesi Hariç)
Alemdar Cad. Osman Hamdi Bey Yokuşu, Gülhane - İstanbul

















18 Kasım 2011 Cuma

Aynur Doğan- Yare...

Yüzyıllardır üzerinde yaşadığımız bu topraklarda birilerinin hain elleri bizi bize kırdırma derdindeyken, bu şarkı çok daha anlamlı geliyor.Bu topraklarda yeniden barış egemen olsun İnşallah.


Şarkının dilini anlamasam da, bilmesem de anlatmak istediği şey o kadar net ki. Yare...
http://www.facebook.com/l.php?u=http%3A%2F%2Fwww.youtube.com%2Fwatch%3Fv%3D7AlXWniRobY%26feature%3Drelated&h=3AQHuOgg8AQE9cZ0SML1uBo9gWUkiGLlH245pSigEBBt5tQ

  

17 Kasım 2011 Perşembe

Tasarımcılar, Tasarımlar ve Hikayeleri.

Tasarım Hikayeleri
19 Kasım Cumartesi günü İstanbul Tasarım Merkezinde, Erdem Akan moderatörlüğünde, Tasarım dünyasının farklı dallarının önde gelen şahsiyetlerinden Tanju Babacan www.tanjubabacan.com.tr/, Osman Turhan www.osmanturhan.com/, Reza Hemmatirad www.rezahemmatirad.net/, Nevzat Sayın www.nsmh.com/, Murat Tabanlıoğlu www.tabanlioglu.com/ gibi isimlerin konuk olacağı programda katılımcılarla deneyimlerini paylaşacaklar.
Etkinlik mekanı; İstanbul Tasarım Merkezi.
Saat: 14:00
Adres:Binbir direk mh.Şehit Mehmet Paşa yokuşu sk.  No:40 (Sokullu Mehmet Paşa camii) Sultanahmet.
Tel: 0212 458 61 61
Düzenleyen; Erdem Alkan


      

16 Kasım 2011 Çarşamba

7.İSTANBUL ANİMASYON FESTİVALİ BAŞLIYOR.





  

7. İstanbul Animasyon Festivali Programı

Bu sene yedincisi düzenlenen İstanbul Animasyon Festivali 22-27 Kasım tarihlerinde Pera Müzesi’nde. Her sene olduğu gibi son iki senenin en iyi animasyon filmlerini programına dahil eden İstanbul Animasyon Festivali seyirciye animasyon dolu bir hafta yaşatacak.

Biletler

Gösterimler: 5TL

Uzun Metraj Filmler: 10TL / İndirimli: 5TL

Ödül Kazanan Filmler Gösterimi: Ücretsiz

Atölye Çalışmaları: Ücretsiz

Biletler çok yakında Pera Müzesi’nden satılacaktır.

Detaylı bilgi, Film gösterimi, atölye programı için;

www.peramuzesi.org.tr/



Tanzil - Quran Navigator

Tanzil - Quran Navigator
Tüm dillerde Kur-anı Kerim tercümesi yapılmış, büyük emekle hazırlanmış bir site. Sadece dinlemek için değil, anlamak içinde...
İyi gezintiler.

12 Kasım 2011 Cumartesi

Üstadın Sohbetinden nasiplenmek için...

  

Soğuk havaya rağmen...
Bu gün kar soğuğunun bastığı İstanbul'umda bir küçük feyze adadık kendimizi, kardeşim ve ben. Üstad Kadir Mısıroğlu'nun Üsküdar'da ki ofisine gitmek için düştük yollara. Yüzümüze vuran, ciğerimize işleyen soğuk havaya meydan okurcasına. Öyle güzeldi ki İstanbul yine. Sarı Sonbahar gelinliğinden sıyrılmış, kara kışını örtünmüş, masum ve acımasız. Fettan ve can yakıcı bakışıyla Aşığını kucaklamak ister gibi bakıyordu bize ve tüm Maşuklarına...
Uzuuuun bir yolculuktu bizimkisi, beklenen ve gelmeyen vasıtalara inat vazgeçmedik Sevdamızdan. Öyle ya işin ucunda Üstad vardı, bir de İstanbul. Sonunda vardık mecramıza. Ne güzel bir yerdeydi ofisi Üstadın. Bir yanı Karaca Ahmet, bir yanı Üsküdar, canım Marmara Denizi manzaralı, şehitlik ve kabristan dolu bir yer.
Bir yanda hayatın akışı öte yanda son durak. Bir tarafı anlamın bütününe bakıyor, bir yanı anlamsız koşturmacamıza...
Bekledik, ısındık, nefeslendik, ruhumuzu dinlendirdik.
Böyle bir enerji hissetmemiştim daha önce hiç bir yerde. En mühimi de; biz kadınların genelde 3. hatta 5. sınıf olarak görüldüğü bir çok yerden çok farklıydı burası. Girdiğiniz an da ''Üstada mı geldiniz? Buyrun lütfen'' denip, oturacak yer gösteriliyordu çünkü. Hem de öyle uzaklarda değildi o yer, Hocanın tam karşısındaydı.O an da hissettiğim mutluluğun tarifi yok gerçekten:):):):)Nadiren gördüğüm bir muameleydi bu ve mümkün olsa oranın hizmetkarı olmak isterdim sadece bu tutumlarından dolayı. Sonrasında her tarafı eski-yeni yazma on binlerce eser dolu olan bu ofiste gezmek, kitap karıştırmak, istediğin kitabı, yazma eseri yanına alıp o süre zarfında okumak, not almak ve Allah ne verdiyse kitapla-ilimle ilgili yapmak serbestti. Ne kadar eser inceledik, karıştırdık bilmiyorum. Osmanlıcayı tam bilmediğime kahrettim o sürede fakat çat-pat bildiğime de şükür...
Sonrasında asıl sebebimiz vuku buldu. Hoca lutfetti ve başladı anlatmaya, mest etmeye. Dan dan vurarak kürsüsüne, tarihi yalanları bir bir belgeleriyle ortaya döküp, gizli yuvalarından çıkardı gerçekleri.Yıllarca uydurulup, öğretilmiş onca bilgiyi  temizledi zihinlerimizden. Anlatışındaki hakimiyeti, belagatındaki akıcılığı ve üslubundaki diğergamlığı anlatmaya benim naçiz lügatim yetmez...
(Bir insanın bütün dünyaya dair bu kadar mı çok bilgisi olur ya huuu. Maşallah deyivereceksiniz)
Orada ki herkese en büyük tavsiye ve nasihati; dilinize sahip çıkın, lügatinizi bırakmayın. Geleceğe umutsuz bakmayındı. ''Sizler 1000 yıllık bir İmparatorluğun mirasçılarısınız, birilerinin istediği gibi sünepe, pısırık olmayın''. İdealleriniz uğruna savaşmaktan vazgeçmeyin. Rahmanın yakin sıfatlarına nail olmak için devamlı surette okuyun, okuyun, okuyundu...
Muhteşem bir insan olduğuna bir kez daha kanaat getirdik ve saygımızın O'nun bilgisine layık olamayacağı gerçeğiyle içimiz burkuldu...
Gelelim bu yazıyı yazma sebebime; Üstad Kadir Mısıroğlu'nun sohbetinden herkesin, Ülkesine sevdalı  herkesin en az bir kez istifade etmesi gerekliliği beni bu yazıya itti.
Hocaya gidin, O'nu görün, bilgi deryasından bir damla da siz alın, ben almış olabilmenin umuduyla şerefyab oldum. Sizde bu muraddan nasiplenin.
Yalan dünyanın 3 günlük süresinde, O'nu tanımadan, dinlemeden, şimşek çakan gözleriyle gözleriniz buluşmadan Tarih biliyorum, Tarihi seviyorum diyemezsiniz çünkü...
Üstada ulaşmak için yapılacaklar bellidir, Google amcaya sorun onlarca cevap verecektir size. Ofisi, işyeri, yazım odası belki de evinden sonra her şeyi olan bu yerin de bilgileri mevcut.
    Hayırlı, bereketli , umumi derecede istifadeye mazhar olduğunuz bir seyahat dileğiyle...

Son not olarak: Hoca sallamasyon bilgi vermez, her söylediği belgelidir. Belgesiz kelam etmez. Bu nedenle her çevre tarafından takdir edilmektedir.Sadece İslami kesime hitap ettiğini söylemek O'na iftiradır; çünkü dün orada gördüğüm bazı arkadaşlar, Havy Metal, punck, caz vs. konserinden çıkmış gibiydiler. Her telden, her türden insanı kucaklayan, ayrımsız, hiddetli gibi görünen fakat gayet naif bir kişiliktir kendisi. Bu nedenle çok çok rahat gidin denilebilir yanına...

11 Kasım 2011 Cuma

ANLAŞILMAK DİLEĞİYLE...

ANLAŞILMAK ÇABASININ VERDİĞİ HÜZÜN...
Bu kadar zor mu karşındaki insandan seni anlamasını beklemek? Sadece ''anlaşılmak istemek'' bu denli mi zevk verir insana.
Konuşmanın, anlatmanın verdiği büyük ihtiyaç ve hazla başlıyor her şey sanki. Tüm lahzalarıyla dinlenen olduğunu bilmek ihtimaliyle...
Sadece anlatmak istiyor insan, sanki midesini yıkatan bir hasta gibi gönlünü yıkanmış arınmış hissediyor çünkü anlatınca. Ruhundaki prangalardan sıyrılıyor, yüreğine çöreklenen kara bulutlar dağılıyor bir bir, hafiflemenin hem de tüy kadar hafiflemenin sarhoşluğuna kapılıyor. Allah'ım ne muhteşem bir varoluş ihyicadır bu. Konuşmak ve anlaşılmak...

Ama bazen olmuyor işte senin istediğin gibi. Çabaladığın ve üzüldüğünle kalıveriyorsun ortada. Öylece, sessiz, kırılmış, yara almış sol yanı, terk edilmiş, gücenmiş ama aslında en çok da kendine...
Farkediyorsun ki zor çok zor bir beklenti içindesin...
Hiç olmasını istiyorsun çünkü seni dinleyenden, tüm benliğinden, fikirlerinden, duygularından, alışkanlıklarından sıyrılmasını istiyorsun çünkü. Kendi olmaktan çıksın bir an için, nötr olsun be diyorsun. Hiç bir farklı anlama bağlamadan söylediklerini, duysun istiyorsun içindeki sessiz çığlığı, o sağır kulağıyla. Ne var bunda bu kadar zor olan demeden bakıyorsun yapılana. Amma velakin çokkkkk zor işte.
  
Seni anlattığın kadarıyla anlamlandırarak, eğip-bükmeden, çekip-çevirmeden dilinden dökülenleri, zihninde senin istediğin yere koyması zor karşındakinin. Sıyrılmasını istediğin Nefsi var çünkü arada. Öğretileri, algısına yerleşmiş hükümleri. İstediğin gibi değil, istediği gibi algılamasını sağlayacak yerleşkeleri var beyninde...

Bence bunları içselleştirerek davranmalı insan (en azından ben böyle yapmalıyım.) Karşındakinin beyninde yer etmiş vazgeçilmezlerinden ayrılmasını istememeli. Asla '' hiç'' olmayı seçmeyeceğini bilmeli. Senin gibi düşüneceğini ummadan, bildiğini okuyacağını göze almalı. Hiç olmanın ağırlığını sadece senin benliğinin taşıyacağını bilmeli.
Ve belki de anlaşılma derdine düşmeden anlatmalı, ihtiyaçlarından vazgeçmeyi göze alarak. İçine akıtmalı yaşını, kör gözlere bakmadan. Seni Yaratıcından daha iyi kimsenin anlayamayacağını bilerek, yalnızca O'na sığınarak ve içini O' na açarak avunmayı seçmeli. Ayette dediği gibi;
Bir veli (en güvenilir bir dost) olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah yeter. (NİSA SURESİ / 45)


O'nun Baki dostluğuna kavuşmak dileğiyle...














6 Kasım 2011 Pazar

Kurban Bayramı tebriği...



BU GÜN BAYRAM...
Bayram sevincinin tüm dünyayı ve ülkemizi bütün sıcaklığıyla sarmalayıp, huzur, mutluluk ve sevinç getirmesi dilekleriyle,
Kurban Bayramımız Mübarek ve Kutlu olsun.
Bayram tadında günler geçirmek ümit ve duasıyla...
Küçükleri sevindirmeyi unutmayalım:):):):)

28 Ekim 2011 Cuma

Van' a dair bir kaç kelam...


YÜZLEŞME...

Bir hafta sonu gezmesiydi yaptığımız sadece. Ailecek güzel havanın tadını çıkarma isteği….


Çoluk-çocuk çıktık evden, gezdik, yedik, içtik, saat epeyce geç olmuş meğer farkına varamadık. Bir alışveriş merkezinde alışveriş yapıyorduk çünkü o anda, hiç giysisi kalmayan çocuklarımıza!

Dev Lcd TV’ye kilitlenmiş eşimin gözü -Şok Haber Van’da deprem oldu. Detaylı bilgilere henüz ulaşılamıyor, can kaybı var mı bilinmiyor! -Bir dakika, nasıl yani, gerçek mi bu…

Aslında çok da umuru değildi insanların, harala-gürele devam etti herkes eksiğini tamamlamaya… Köleyi geçtim köpeği olduğumuz modern dünyanın ‘’YOK’’ larını var kılıyoruz ya artık, neyleyelim depremi. Depremin vurduğu başkalarını. Adı üstünde ‘’başkası’’ değil mi zaten!

Eve geldik haberler izlendi bilfiil, ne kadar hasar var? Can kaybı ne derece çok? Malum burası Japonya değil ya, elbet can kaybı olacak -Allah verede az olsa bari, az ya da çok olmasının da bir önemi var neticede.

Ahhhhlar, offfflar, dualar, niyazlar sıralandı bir bir dudaklarımızdan. Küçücük kızımın anlama çabası ve korkusu. Oğlumun şaşkın ve ürkek bakışları. Sonrasında bilinçsizliğe, bozuk-düzensiz kentleşmeye, 2011’de bile kerpiç evlerde oturmaya(mecburiyete, mazlum olmayı seçmeye) bir sürü şeye isyan etmeye gelmişti sıra…

Bunun ardı sıra gelen 3 gün de böyleydi işte. Haber izlemek, yardım için yapılabileceklerle ilgilenmek, elden gelen yardımı ulaştıracak güvenli bir yer bulmak vs vs…

Ta ki bu gece yarısına kadar; Kendine gelemeyen bilinç dışıma bir darbe de bilinçaltımdan gelmişti ne yazık ki. Türlü türlü rüyalar görmüş, yorma gayreti duymadan acayipliklerine takılmıştım. Üstüm de sıkı sıkıya örtülüydü hâlbuki fakat açık kalıp cereyan yapan ruhum vardı unuttuğum. Aniden uyandım, click diye çevrilen bir düğmenin açılışı gibi bir ses geldi derinlerimden. Uyandım ve kalakaldım.

Sesimi duyan var mı dedi içimdeki ses. Hiç çıkaramadığım aklımın daha da derinlerine inmişti meğer bu nida. Sesimi duyan var mı?!!

Uzanan ve boş kalan eller geldi aklıma, ses veremeyen çığlıklar. Derinlerde hayatı bekleyen fakat ecelle yüzleşen insanlar. Küçücük parmaklar-avuçlar geldi yaşlı gözlerimin önüne, kızımınkinden bile küçük avuçlar. Işığa, geleceğe, umuda uzanan avuçlar. Annesinin elini tutmaya alışkın iken, şimdi uzanacak her ele muhtaç olan yavrucaklar.

Kızım-oğlum-eşim-annem düştü aklıma, gezdim evin içini annem hariç herkes buradaydı. Oda iyiydi akşam konuştuğumuzda, başı ağrıyordu bir tek, rutine bağlamıştı ya neyse, bu ruh halimle sadece neyse diyebildim O’nun baş ağrısına…

Kırgın olduğum insanlar geldi bir an, pamuk ipliğine bağlı hayatımızda, düğümü çözülmüş bağlarım…. Kılmadığım namazlarım geldi bir de, alelacele koşuşturduğumuz hayatın içinde az sonraya bırakıp sonra da buhar olan zamana yenik düşen olmazsa olmazımız.

Okumadığım tüm kitaplarım vardı bir de. Hepsinden önce Kur’an tabi ve diğerleri. Sayfalarca kitaplarım, hayatımın en mühimleri. Ayıraçlarla yarım kalmış. Etiketlerle tutturulmuş. Bir sonraki güne terkedilmiş. Şimdi olmazsa ne zaman dedim kendime nefretle, şimdi olmazsa asla dedi içimdeki sessiz umut…

Kendine gel diyor kuytularımdaki sessiz çığlık bana ve o anda ezan okunuyor birden. Bu ses bastırıyor tüm diğer sesleri ve sabahın huzuruna, güvenine, selametine çağırıyor tüm evreni. Gerçek olana ve kendi içindeki aslına dönmeye bir çağırış bu; vazgeçilen, terk edilen, ötelenen yegâne yöne doğru…

Van’da da ezanlar okunuyor şu sıralar. (Düşünmemek istiyorum bir an sadece bir an ama olmuyor.) İnsanlar neler hissediyor kim bilir. Ne fırtınalar kopuyor oralarda.

Buradan sonra ben de kopmaktayım. Aklımda seccadeyle kavuşmak var ve tembelliğime pişman olmak. Yapacaklarımı ötelemeden yaşamak. Anın değil sonranın gerçek tadı için yaşamaya devam etmek, zorunlulukları değil gerçekleri öne almak. Dua etmek, Sabr-ı Cemil dileyip, Rahmet okumak Van’da vefat edenlere. Irkçılık ve Şovenizmle ölen insanlıklarının dirilmesi için birilerini Allah’ a havale edip bu yazıya son vermek.

Şu son notu da eklemeyi boynuna borç bilerek; Sonucum ve önermem yok hiçbir okuyucu için sadece açılmış acı dolu yüreğim var ve ölmemesi için yalvardığım insanlığımla baş başayım…

Selam ve dua ile. Rahman’ a emanet kalın…









13 Ekim 2011 Perşembe

Somali Son 60 Yılın En Büyük Kuraklığı Fotograf Sergisi.




                         

 FOTOĞRAF SERGİSİ

 “SON 60 YILIN EN BUYUK KURAKLIĞI - SOMALİ”

Taksim Metrosu, Sabah Gazetesi Foto muhabiri Emin Özmen’in “Son 60 Yılın En Büyük Kuraklığı - SOMALİ” adlı fotoğraf sergisine ev sahipliği yapıyor. Başta Somali olmak üzere Doğu Afrika’nın büyük bir kesimini etkileyen kuraklığı anlatan sergi, 15 Ekim – 10 Kasım tarihleri arasında Taksim Metrosunda görülebilecek.

DOĞU AFRİKADA YAŞANAN İNSANLIK DRAMI

Afrika’nın doğusunda son 60 yılın en ağır kuraklığı yaşanıyor. Bölgedeki 11 milyon kişi açlık ve ölüm tehlikesi altında. Sabah Gazetesi Foto muhabiri Emin Özmen BM’nin Somali de “kıtlık” ilan etmesinin ardından, bu insanlık dramını okurlarına aktarabilmek için Somali’nin yolunu tuttu. Binlerce insanın, derme çatma kamplarda, açlığa nasıl karşı durmaya çalıştığını fotoğrafladı. Türkiye’den bölgeye ilk ulaşan medya organı Sabah gazetesi Somali’deki yokluğu Türkiye’nin ana gündem maddesi haline getirdi. Bu gündem daha sonra Türk Kızılay, TİKA ve Sabah gazetesiyle birlikte gerçekleştirilen “Somali’ye Yardım Sağanağı” adlı bir yardım kampanyasına dönüştü. Ulusal medya organları ile birlikte gazetemiz Sabah yoğun bir çalışma temposu içerisine girdi. Sonuç olarak 30 gün gibi kısa bir sürede ülke genelinde 500 milyon TL’ye ulaşan yardım toplandı. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük yardım kampanyası olma özelliğini kazanan Somali’ye Yardım Sağanağı Kampanyası’nda toplanan yardımlar Somali başta olmak üzere Afrika’da dağıtıldı ve halen dağıtılmaya devam ediyor. Özmen’in bu sergisi bizlere Afrika da İnsanlığı halen yaşamakta olduğu bu AĞIR tahribatı ve Türk Halkının zor durumdaki Kardeş Somali halkına uzattığı yardım elini fotoğraflar ile tekrar anlatmaya çalışıyor.