27 Ağustos 2010 Cuma

İSTANBUL'UN ESKİMEYEN YÜZÜ TOPHANE...


Uzuuun bir aradan sonra yeniden kaldığımız yerden devam ediyoruz yazılarımıza. Öğrencilik, annelik, ev hanımlığı üçgeninde ki yoğun tempodan kurtulduktan sonra yeniden gezmeye ve önerilerimizi yinelemeye fırsat bulduk. Bundan sonra daha fazla görüşmek dileğiyle…
Bu seferki durağımız İstanbul’un eski fakat eskimeyen gözbebeklerinden Tophane semti.
İstanbul’un Türkler tarafından fethinden önce Tophâne Semti’nin Galata’nın Ceneviz surlarının hemen dışındaki bir yer olarak, oturulmayan kırlık ve bahçelik bir bölge olduğu bazı kaynaklarda ifade edilirken kimi yazarlara göre de burası bir ormanlıktı. Bizans devrinde semt adının ‘’Metopon’’ olduğu kabul edilirken daha yeni araştırmalar, yerinin güzel görünümünden dolayı ‘’Gümüş Şehir’’ (Argyropolis) olduğu tezini ortaya atmıştır.Bizans’ta burada çok eski bir Apollon Mabedi bulunduğu gibi, daha sonra Türkler’in yaptıracağı kışlanın yerinde de,’’ Ste. Irene’’ veya ‘’Hadrien ve Natalie Kilise’si’ nin olduğu söylenmektedir.

Tophâne binaları ve kışlası 1955 – 1956 da yıktırıldıktan sonra Nusretiye Camii karşısına isabet eden bir yerde bir Bizans Kilisesi’ne ait olmasına ihtimal verilebilecek bazı temel izleri ve tuğla duvar parçalarının ortaya çıktığı görülmüştür.Gezmeye devam ettikçe görülüyor ki .semtin her yerinden bir cami, tekke, dehliz ve bambaşka Bizans’ a - Osmanlı’ya ait eserler ortaya çıkmaktadır.Yıllarca gizli kalmış hatta sadece duvarları, temelleri veya küçük işaretleri kalan bir eserler deryasıdır Tophane. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversite’sine bağlı olan Tophane-i Amire Kültür Sanat Merkezide bunlardan sadece biridir.Merkez. İstanbul’un fethinden Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarına kadar işlevini sürdüren “Top Döküm Binaları”olarak hizmet vermiş dolayısıyla uzun yıllar Milli Savunma Bakanlığı’nın kullanımında kalmıştır. Bir dönem Askeri Müze işlevi verilmesi düşünülen yapılar topluluğu 1992 yılında, Mimar Sinan Üniversitesi ve Askeri Müze yetkilileri arasında düzenlenen bir protokol ile üniversiteye devredilmiştir.Hale hazırda ise Kültür ve Sanat Merkezi olarak görevine devam etmektedir. Merkezin bina konumu semte hakim tepede bulunmakta ve İstanbul manzarasıyla görülmeye değerdir. Sanat severlerin uğrak mekanların dan olan merkez, sergi holü olarak gerçekten gezilip görülmeye değer eserlere ev sahipliği yapmaktadır.Merkezin hemen yan tarafında bulunan ve yukarıda da bahsi geçen Bizans kalıntısı olduğu rivayet edilen boşluk alanın manzarası ve keyfide bir başkadır…
Sahil tarafında bulunan Nusretiye Cami’side İstanbul Modern Sanatlar Müzesi bahçesindeki saat kulesi ve İstanbul’da görmeye alışkın olmadığımız mimarisiyle göz alıcıdır.Nusretiye Camii, 19. yüzyılda İstanbul'un Tophane semtinde inşa edilmiş bir camidir. İlk olarak III. Selim tarafından yaptırılmıştır. II. Mahmut yanan camiyi yeniden yaptırmıştır ve camiye Nusretiye adı bu dönemde verildi. Nusret; yardım demek. Nusretiye de , yardım yeri olsa gerek.
Mimarı Krikor Balyan'dır. 1823 yangınında bütün Tophane kül olduktan sonra II. Mahmud semti ve camiyi yenilemiş, yeni cami 1826'da ibadete açılmıştır. Aynı yıl padişah, Yeniçeri Ocağı'nı topyekün kaldırdığı için camiye Nusretiye adı verilmiştir. Tek kubbeli, iki minarelidir. Minareler çok ince ve yüzeyi olukludur. Cami döşemesi mermerdir. İç kısımdaki hünkar mahfili bütünüyle mermerdir ve kafesi pirinç dökme ve altın yaldızlıdır. Caminin kubbesi 33 metre yüksekliğinde ve sadece 7.5 metre çapındadır. Kubbenin yerden yüksekliği ile çapı, mabedin görkemini ortaya çıkartmaktadır; çünkü kubbe ne kadar yüksek ve büyükse yapıda o kadar gösterişli olmaktadır. Caminin mimari seçimi barokla ampir üsluptan oluşmaktadır der mimari uzmanları şöyle ki; Barok'u etkileyici girinti ve çıkıntılarıyla Avrupa'daki Katolik kiliselerinden biliyoruz; ampir ise süslemede insan ve hayvan figürlerinin ağırlık kazandığı bir üslup. Osmanlı'da İslam insan figürünü yasakladığı için çiçek ve yaprak figürleri ağırlık kazanıyor
.Başta da belirtmiştik ya mimari olarak görmeye pek alışkın olmadığımız bir camii Nusretiye. Sütun başlarında girlant motifleri(eski dönemlerde kullanılan düz resim ve kabartma içeren mimari öğeler).İç süslemelerinde ise altın varaklarla kaplı, çiçek yaprak ve farklı desenlerle bezenmiş süslemeler hakimiyetinde farklı bir.iç mekana sahiptir, Hünkar kasrı ise akıllara zarar ihtişamlı ve göz alıcıdır(O dönemin siyasi karışıklıkları ve İslam coğrafyasındaki huzursuzluklar düşünüldüğünde, bu kadar şaşaa insana biraz abartılı geliyor…).Kasrın bu gün hala ziyarete kapalı oluşu da gezerken insanı düşündüren bir diğer soru işaretidir.
Sonuç olarak Nusretiye camisi İstanbul’un en güzel, en nadide yerlerinden birinde kendi haline terk edilmiş bir vaziyette beklemektedir ziyaretçilerini, Cihangirden inerken sizi selamlayan güzelim manzarasıyla…
Son sözler olarak şunları yazmakta boynumuzun borcudur; cami bakımsızlıktan kuşların meskeni olmak zorunda kalmıştır. Dış balkonları, sadece göze hitap eden varaklı, işlemeli,bezemeli küçük odacıkları sahipsizlik ve terk edilmişlik nedeniyle perişan vaziyettedir.Camii dışarıdan ve içeriden tadilat ve restorasyon için yalvarmaktadır adeta. Kendisiyle görüştüğümüz yetkilinin anlattıklarına bakılırsa cami; Anıtlar yüksek kurulu, Kültür Bakanlığı ve özel bazı işletmelerin aralarında çıkan anlaşmazlıklar yüzünden, mahkemelerin sonuçlanmasını beklemek zorunda kalmıştır.Dileriz bu sorunlar çabucak hallolur ve cami hak ettiği değeri yeniden kazanır. Yoksa sonu cidden vahim olacaktır…
Naçizane rica ve tavsiyemiz, prosedürlerin geç işlediği ülkemizde en azından bizim üzerimize düşeni yaparak ecdadın ruhunu diri tutmamızdır. Yolunuzun bu nadide camiye ve çevresine düşmesi dileğiyle…
Bir sonraki yazımız yine Tophane’den devam edecektir. Zira İstanbul açılmamış bir hazine gibidir, yalnızca bir semti bile gezmekle bitmez, tükenmez.
İstanbul’ la kalın, İstanbul’lu kalın, onda yaşamasanız bile…
Arzu Avşar
.www.kadınnews.com





25 Ağustos 2010 Çarşamba

Kadraj Aynasından

İstanbul’un Taş Kalemleri
“Zeynep Turan Fotoğraf Sergisi”
İstanbul’un eşsiz minareleri, iç mekân ve dış görünümleri ile fotoğraflara düşen bir anlam karesi oldu.
Genç sanatçılarımızdan Zeynep Turan’ın Ramazanİstanbul etkinlikleri çerçevesinde hazırlamış olduğu serginin açılışı, 20 Ağustos Cuma günü saat 14.30’da Eminönü’nde restorasyonu yeni tamamlanan Hünkâr Kasrı’nda gerçekleştirilecek.
Sergide, İstanbul’un konumlanmasının bir fotoğrafçı için sunduğu imkân, genç bir İstanbul âşığının bakışıyla anlatılıyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. ve 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı işbirliğiyle düzenlenen sergiyi, meraklıları Ramazan sonuna kadar ziyaret edebilecek.
İletişim: İBB Kültür A.Ş. Basın Danışmanlığı / Sümeyra Gümrah Teltik / 02124670776 / 05057929448

Amatör Ressamın canı sıkılırsa :):):):):

İftara az bir zaman kalmış, vücut pert olmuş, beyin yorgun derken ani bir dönüş ve tam gaz resim yapmaya başlamak. İşte ''Sanatçı bohemi'' dedikleri ruh hali bu olsa gerek. Bu hissi ilk kez tattım, kendileri ara sıra uğrarsa fena olmazmış:):):):):):Bu arada bu resim bir örtüden esinlenilerek yapılmaya başlandı, bitmişinide ekleyeceğim. Bir örtünün esin kaynağım olacağını hayal bile etmezdim :):):):):

Gezdim, gördüm paylaşıyorum...

Munzur Dağı
Memleket manzaraları...
Köylerin en güzel ve serini Alacatlı
                       BEN GELDİİİİİİİİM...
Çok uzuuuuuuuuuun bir aranın ardından bloğumu yeniden güncellemem gerektiğinin farkına varmış bulunmaktayım...Öyle uzun bir ara vermişim ki farkında olmadan, bloğun nasıl yönetildiğini bile unutmuşum:):):):) Neyseki hafızam hala iyi...
Bu uzun arada neler yapmışım acaba diye düşününce Mazallah düşünmekten bile yoruldum, nasıl yaşamışım şimdi geriye dönüp bakınca şaşırıyorum.
Okulumu bitirdim, hemde 2.lik derecesiyle,(o ağır ve yorucu tempo geride kaldı.), küçük iki tatil yaptım, biri baba memleketine diğeri Yalova'nın Esenköy beldesine(ikiside birbirinden güzeldi), bol bol fotoğraf çektim (her ne kadar profesyonel makina hasreti çeksemde, elimdeki ''aptal makinasıda işimi gördü.- Fotoğraf hocamız İsa Beyin kulakları çınlasın bu tanım O'na aittir.-Önce zihnimi boşalttım, sonrada yepyeni güzelliklerle doldurdum.Ve nihayetinde artık buradayıııııım.
        Bir daha bu kadar ara vermemek dilek ve temennisiyle.Hoş geldimmmmm.

25 Mart 2010 Perşembe

İstanbul Modernde Mustafa Horasan ile bir workshop düzenlendi...


18 Mart Perşembe günü katıldığım bir Workshoptan fotoğraflar....Etkinliğin konusu: Basit malzemelerle hayalinizdeki evi yapmaktı, herkesin hayalleride, evleride birbirinden çok farklıydı.Çok değişik, ufuk açıcı ayrıca da stres attırıcı bir etkinlikti.Çocuk gibi kartonlardan,el işi kağıtlarından, poşet ve boyalardan evler yaptık.Nisan ayının  22' sinde (Perşembe) başka bir etkinlik daha olacak ilgilenenlere duyurulur.Detaylı bilgi İstanbul Modern'in web sitesinde var...

13 Mart 2010 Cumartesi

Çemberlitaş'ta Gölgede kalanlar...



Geçtiğimiz günlerde Ayasofya Cami’sini yenilenmiş haliyle size hatırlattığımız ilk gezimizden sonra ikinci durağımız Çemberlitaş’ta bulunan Gazi Atik Ali Paşa Camii.



Gazi Atik Ali Paşa 2.Bayezit döneminde Sadrazamlık yapmış, 24. Sadrazam (1501-1503) (1506-1511) görgüsü, bilgisi kuvvetli bir kişiydi. 24. Sadrazam (1501-1503) (1506-1511), savaşta ilk vurulan sadrazamdır. O dönemde İstanbul’da başka camiler, hayratlar, külliyeler daha yaptırmış, özellikle hayır işlerine önem vermiştir. Kendisinin bir diğer adı da Gazi Hadım Ali Paşadır… Asi Şahkulu ile 1511 tarihinde Çubuk ovada yapılan savaşta şehit olmuştur.Mezarı, Çemberlitaşta kendi ismini taşıyann camini bahçesindedir.(Fakat sonradan mezarı kaybolmuştur.)

İsmini taşıyan camiyi 1496 yılında Çemberlitaş’ta Yeniçeriler caddesi üzerinde (Çemberlitaş tramvay durağında) Külliye şeklinde yaptırmıştır. Külliye bünyesindeki imaret, kervansaray ve tekkesi günümüze kadar ulaşmamıştır fakat sağlam vaziyetteki medresesi zamana meydan okumaya devam etmektedir. Avlu kapısından caddeye çıkılınca görülen çeşmesi de o günlerden bu günlere gelebilmiştir. Cami haziresinde ayrıca Kemankeş Ali, Sadrazam Lefke’li Mustafa, Hüseyin Paşa, Boynu eğri Mehmet Paşa, Derviş Mehmet, Küçük Çelebi Mehmet Efendi medfundur.

Sedefçiler Camii , Eski Ali Paşa Camii, Çemberlitaş Camii , Dikilitaş Camii, Vezirhanı Camii, Sandıkçılar Camii adlarıyla da anılan Atik Ali Paşa Camii, kesme küfeki taştan yapılmıştır ve ters T planlıdır. Bir büyük birde yarım kubbe ile örtülü cami, barok üslubuyla klasik üslup arasında bir geçiş örneğidir. kubbesindeki kalem işleri oldukça özgündür.

Eee Bu kadar teknik ve detay bilgisi yeter diyenleriniz olabilir gelelim caminin görsel etkisine: Cami Beyazıt’ta olması dolayısıyla, çevresindeki daha büyük eserlerin gölgesinde kaldığından halkın geneli tarafından pek bilinmemekte ve çok fazla ziyaretçisi bulunmamaktadır amma velakin turistlerce ihtişamı ve iç ferahlığı nam salmıştır.
Gerçektende bulunduğu mevkii itibariyle ortamın kalabalığından kurtulmak için dahi olsa mutlaka gezilip- görülmesi gereken bir camidir. Zaten siz herhangi bir sebeple gitseniz bile o sizi içine çekecektir.

Avlusu gayet büyük, ferah bol güneşli ve iç aydınlatıcı bir etkiye sahip olmakla birlikte, serin ve de huzurludur…Caminin içi de aynı şekilde ince bir mimari düzen içinde büyük camları, fil ayağı uzun direkleri sayesinde aydınlık, ferah ve canlıdır..Yukarıda da belirttiğim gibi kubbesindeki kalem işleri mutlaka görülmeye değerdir.Bu kadar ince işçiliği o devirlerde yapmanın mahareti ayrı bir takdir ve hayranlık duygusu uyandırmaktadır..

Benim görüşüm; İstanbul’un bu az bilinir güzelliklerine daha bir ehemmiyet göstermemiz gerektiğidir.Çok bilinen tarihi değerlerimizi bir kez geziyor isek daha az bilinen bunun gibi eserlerimizi mümkünse 2-3 kez gezmeliyiz. Onlara hak ettikleri değeri vermeliyiz.

Aslında İstanbul bu değeri çoktaaaan hak ediyor ve bizi büyüsüne çağırmaya devam ediyor .

Büyüyü bozmamanız dileğiyle…



Arzu Avşar

www.kadinnews.com

12 Mart 2010 Cuma

İSTANBUL’DA BAHAR BİR BAŞKADIR 2010 İSTANBUL’UNDA BAMBAŞKA…


İSTANBUL’DA BAHAR BİR BAŞKADIR 2010 İSTANBUL’UNDA BAMBAŞKA…
Baharın renklerini ve canlılığını yeni yeni göstermeye başladığı İstanbul’da, gezintiye çıkmanın zamanı geldi.2010 Kültür Başkenti seçilen İstanbul’da bir çok tarihi eser ve müze restorasyonları bittiği için neredeyse ilk görünümlerine kavuşmuş oldular, buraları yeniden keşfe çıkmak çok daha heyecan verici olabilir…
Ben de bundan sonra size kendi keşif deneyimlerimi aktaracağım.Bu keşfe ortak olmanız dileğiyle…
Ayasofya eski görünümüne kavuşmak üzere;
Ayasofya’nın bütün büyüsünü bozan,15 yıl süren ve 3milyon TL’ye mal olan kubbe restorasyonu bitmiş durumda. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın 2010 etkinliklerine yetiştirilmesi istemiyle hızlandırılan restorasyon ve tamiratların nihayetinde, Ayasofya’nın 32.37 metre çapında ve yerden 55 metre yükseklikteki kubbesi var olan şanına yeniden kavuşturulmuş ve sadece bu kadarıyla da kalınmamış ;
Dört ayrı köşedeki Melek resimlerinden birinin üzerindeki altın renkli levha kaldırılarak, resmin yüzü açılmış ve insanı etkileyecek şekilde olduğu gibi duruyor, sanki dün yapılmış …Ayasofya’nın 553 yılında yapıldığı düşünülürse gezildiğinde de görülüyor ki eserin ressamı gerçek bir üstatmış zira resim yıllara ve üzerine çekilen sete meydan okuyacak kadar canlı ve renkli yapılan tamirat ve düzenlemeler ise bununla sınırlı değil;
Üst balkona çıkmak için kullanılan tünel şeklindeki merdivenlerde, artık yoğun günlerde izdiham dolayısıyla havasızlık ve sıra bekleme sıkıntısı çekilmeyecek çünkü artık var olan eski merdivenlerden çıkılıyor. Ayrıca hizmete yeni açılan müzenin diğer ucundaki farklı bir merdivenden iniliyor.Bu merdivenin de yan tarafında şimdilik demir parmaklıklarla kapatılan bir başka merdiven daha var fakat yetkililerin bana verdiği bilgiye göre yakın zamanda oranın da tamirat ve düzenlemeleri bitirilecek ve Ayasofya’nın bir başka gizemi daha ortaya çıkarılmış olacak.
Sadece bu ambiyansı bozan iki küçük tamirat devam ediyor;Bunlardan biri, 4 Halife, Allah, Muhammet ve Hz.Hasan- Hz.Hüseyin’in isimlerinin yazılı olduğu tahta levhaların tamiratları,(bu tamiratlar için kubbeden dağılan iskele malzemeleri yeniden kullanıldıkları için, yine belli bir yer işgal ediyorlar fakat eski çirkin görüntüye nazaran bu görüntü katlanılabilir durumda)bu sayede iki büyük levha zamanın etkilerinden kurtarılmaya çalışılıyor, sırasıyla tüm levhalar tamir edilecekler, diğeri ise minbere yakın yerde asılı olan tahta avizenin tamirat ve bakımı.Bu iki tamirat dışında kötü görünüm teşkil eden hiçbir şey yok….İnanın çocukluğumdan beri defalarca gittiğim Ayasofya’yı daha önce hiç böyle görmemiştim.
Bence hafta sonlarını etkinlikle geçirmek isteyenler ve belki de hal-i hazırdaki etkinlikler bana uygun değil diyenler için 2010; İstanbul’u yeniden tanımak ve O’nun ruhunu yakalamak için bulunmaz bir fırsat.Benim tavsiyem alın sevdiklerinizi ve evinizdeki fotoğraf makinesini yanınıza , çıkın sokağa İstanbul’u ve yeni gelen baharın heyecanını yakalamaya çalışın ya da yalnızlığınızı alın yanınıza ve İstanbul’un seslerine bırakın kendinizi…O sizi zaten bir yerlere götürecektir….Ama ne yaparsanız yapın Ayasofya’ya mutlaka gidin, emin olun benim gibi siz de çoook etkileneceksiniz…
İstanbul’un büyüsü sizi de sarsın….
.Arzu AVŞAR

3 Şubat 2010 Çarşamba


RADYO PROGRAMI-2 "ERDEMLERE DAİR"

Moral FM'de Tuğba Akbey İnan Hanımefendi'nin sunduğu Mavi Dünya programında Erdemler hakkında ve (Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın, Nuray T. Çatiç, Şeyma Necla Saydam, Vahide Ulusoy ve Saadet K. Uzun ile birlikte) hazırladığımız "Erdemler Dizisi" hakkında keyifli br sohbet yaptık. Dinlemek isterseniz linki

http://medya.moralhaber.net/medyaizle.php?haber_id=6518

if (window['tickAboveFold']) {window['tickAboveFold'](document.getElementById("latency-3491735985443030144")); }
05 Ocak 2010 Salı
RADYO PROGRAMI-1 "ANNE-BABA EĞİTİMİ VE AİLEYE DAİR"


Zaman zaman dostlar davet ediyor, radyo ve TV programlarına misafirliğe gidiyorum :)Misafir diyorum çünkü cidden samimi sohbetler ediyoruz. Bir tanesi de Moral Fm'deki Mavi Dünya programıydı. Tuğba Akbey İnan Hanımefendi'nin hazırlayıp sunduğu programda hayata ve aileye dair oldukça keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Dinlemek isterseniz tıklayınız:http://medya.moralhaber.net/medyaizle.php?haber_id=6018

19 Ocak 2010 Salı


27 Ocak 2010 – 16 Mayıs 2010
İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi uluslararası bir sergiyle sanatseverlerin karşısına çıkıyor. İstanbul Modern Sanat Müzesi’nden Engin Özendes, Moskova Fotoğrafevi Müzesi’nden Olga Sviblova ve Selanik Fotoğraf Müzesi’nden Vangelis Ioakimidis’in her ülkeden 5, toplam 15 fotoğrafçıyı seçerek davet ettikleri sergi 151 fotoğraftan oluşuyor.
“İçimizdeki Zaman” adlı sergi, belli bir tarih sırasıyla açılmakla birlikte 2010 yılının Nisan ve Mayıs aylarında her üç ülkede de aynı anda sergileniyor olacak.
Sergilenme programı şöyle bir takvimle gerçekleşecek:
• 27 Ocak – 16 Mayıs 2010 tarihleri arasında İstanbul Modern Sanat Müzesi Fotoğraf Galerisi’nde • Mart 2010’da Moskova Uluslararası Fotoğraf Bienali’nde• Nisan 2010’da Selanik Uluslararası Fotoğraf Bienali’nde

8 Ocak 2010 Cuma


TÜRK RESİM SANATININ BİR ASIRLIK ÖYKÜSÜ II"19 Kasım '09 - 30 Nisan '10
Türk Resim Sanatının Öyküsü Ahu–Can Has Koleksiyonu ile devam ediyor. HSBC Bank A.Ş.'nin desteği ile gerçekleşecek sergi uzun yılların çabasıyla bir araya getirilmiş özel bir koleksiyonun öyküsünü anlatıyor.
Türk Resim Sanatı tarihinin en iyi ve en önemli örneklerinden oluşan bu koleksiyon sergisinde; Fausto Zonaro, Alberto Pasini, Fabiust Brest gibi Oryantalist ressamlardan; Osman Hamdi, Şeker Ahmet, Halil Paşa, Mahmut Cûda ve Feyhaman Duran gibi Türk Resim Sanatı’nın önemli isimleri ile Çağdaş Ressamlardan Erol Akyavaş, Burhan Doğançay ve Kemal Önsoy gibi sanatçıların en iyi eserlerinden örnekler yer alacak. Seçilmiş 100 özel eserin iki ayrı salonda teşhir edileceği sergi, Oryantalistlerden, ilk Türk empresyonistlerine, D Grubu Ressamlardan, günümüze; Türk Resim Sanatının önemli eserlerini izleyici ile buluşturacak.
İletişim:Kadir Has Üniversitesi, Cibali - İstanbul
Tel: 212 533 65 32 212 534 10 34

Ziyaret saatleri:Saat:9:00 - 18:00 (Resmi/Dini Bayramlar ve Yılın birinci günü hariç)

7 Ocak 2010 Perşembe







BALKAN NACİ İSLİMYELİ İŞ SANATTA
Hava-Su-Toprak-Ateş ve İstanbul” Retrospektif Sergi
18 Aralık 2009 - 27 Şubat 2010 Sergi, pazar ve pazartesi günleri hariç her gün 10.00 - 19.00 saatleri arasında izlenebilir.
Türk sanatında öncü karakteriyle büyük açılımlar yaratan, çağdaş sanatın özgür ifade olanaklarını ve değer ölçütlerinin sınırlarını zorlayarak sanat alanını sürekli yenileyen Balkan Naci İslimyeli, 40. sanat yılını İş Bankası Kibele Sanat Galerisi’nde açılacak “Hava-Su-Toprak-Ateş ve İstanbul” adlı sergiyle kutlayacak. İstanbul esiniyle oluşturulmuş beş bölümlük bir bütün olan sergide sanatçının son bir buçuk yılda ürettiği yapıtlar yer alacak; tuvaller, fotoğraflar, video, baskı, heykel ve enstalasyonlardan oluşan 200 parçalık zengin bir koleksiyon sanatseverlerle buluşacak.İstanbul’un Avrupa kültür başkenti ilan edildiği yıla rastlayan bu anlamlı sergide, izleyiciler İstanbul ve yaşayanlarının tarihi ve ironik bir panoramasını bulacak. Sergi, kültürlerin çatışma ve kaynaşmasından doğan olağanüstü canlılık, İstanbul portreleri, kentin sahne olduğu varlık mücadelesi ile alışılmışın dışında bir İstanbul tasarımı sunuyor.
iletişim:İş Sanat Kültür Merkezi
İş Kuleleri 34330 Levent / İSTANBUL
Tel: 0212 316 10 83

1 Ocak 2010 Cuma

SANATA DAİR BİRKAÇ KELAM


Selamlar. Bugünden itibaren blogumda sizlerle, sanatın farklı dallarını, farklı uygulama alanlarını paylaşıp, irdeleyeceğiz. Resimden, heykele, ilüstrasyondan, grafiğe, mimariden, arkeolojiye dilimiz döndüğünce, bilgimiz ve araştırmalarımız nispetince sizlerle güzel sanatlara dair pek çok şeyi karşılıklı etkileşim içinde hayatımıza daha fazla yakınlaştırmayı amaçlıyoruz. Bazen kıyıda köşede kalmış bir resim eskizini, bazen bir üstadın heykelini, bazen de sanata yön veren üslupları, akımları, varoluş ve yok oluş sebeplerini inceleyeceğiz. Fakat bu yazdığımız maddelerden benim bir sanat tarihçisi veya bir sanat gurmesi olduğumun düşünülmesini istemem. Nitekim ben hala okumakta olan grafik ve reklamcılık öğrencisi ancak çocukluğundan beri tek hobisi sanat olan biriyim. Bu kadar giriş ve tanışmadan sonra Sanat kavramına bir giriş yapalım.
Sanat insanlık tarihiyle başlayan, kişilerin kendini ifade etme biçimlerinden biri bana göre.Sözlük anlamı ise;
1-Bir duygu,tasarı,güzellik vb.nin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı veya bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılık.
2-Belli bir uygarlığın veya topluluğun anlayış ve zevk ölçülerine uygun olarak oluşturulmuş anlatım.
3-Zanaat.


Kelime anlamları bunlar ve bunlara yakın tanımlarla uzayıp gidiyor. Birde sanatın sanatçılarca yapılan tanımları var ki işte orası aslında tam bir muamma çünkü her sanatçının dünyayı algılayış biçimi birbirinden çok farklı olduğu için sanata bakış açıları da çok farklılıklar arz ediyor. Şimdiden sonra okuyacaklarınız aklınızı biraz karıştırabilir fakat dikkatle tekrar okuduğunuzda aslında çokta mantıklı bir içerik barındırdığını göreceksiniz. Meşhur Sanatın Öyküsü kitabının yazarı E.H GOMBRICH’e göre Sanat diye bir şey yoktur aslında. Yalnızca sanatçılar vardır. Bir zamanlar bazı adamlar renkli toprakla mağaraların duvarına kabaca bizon resimleri çiziktiriyordu;bugün de bazıları boya satın alıp duvar yada tahta perdeleri resimliyor ve daha bir çok başka şeyler üretiyorlar. Tüm bu etkinliklerin sanat diye tanımlanmasında bir sakınca yok,yeter ki bu sözcüğün yer ve zamana göre birbirinden değişik anlamlara gelebileceği unutulmasın ve günümüzde bir korkuluk veya tapınma aracı haline gelen ve büyük S ile başlayan Sanat’ın var olmadığının bilincinde olunsun. Şöyle ki bir sanatçıya yapmış olduğu şeyin Sanat olmadığını söyleyerek, onu yıkıma sürükleyebilirsiniz. Aynı biçimde, bir tabloyu güzel bulan kişiye o tabloda güzel bulduğu şeyin Sanat değil de başka bir şey olduğunu söyleyerek kafasını karıştırabilirsiniz. Fakat bu iki tür yanılsamada da amaç sadece farkındalık yaratmak olmalıdır, daha çok zihin yormak değil.…