Münir Nurettin dinlerken kaleme gelenler...
''Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın'' demiş ya Ümit Yaşar Oğuzcan, Üstad Münir Nurettin ise acaba nasıl bir ruh haliyle söylemiş ve bestelemiş bu şarkıyı.
İnsanın canının yanacağını bilmeden kendisini ateşin içine sürüklemesinin çaresizliğiyle, peri masalı sandığı kabusundan çıkamayışının acısıyla, ayaklarının yerden kesilişinin verdiği heyecana kapılıp tepe üstü çakılacağının farkına varamayışıyla, hepsi ve belki hiçbiriyle...
Ahhhhh minel Aşk diyerek yanmış herhalde şair. Halet-i ruhiyesi ne hale gelmiş ki çektiği ızdırapla, kör kuyularda merdivensiz bırakıldığını hissetmiş. Terkediliş nasıl sarıp sarmalamış kimbilir yaralı ruhunu...
Devamında da diyor ki; ''denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın''. Issızlığına kahredişinin son noktasıdır herhalde bu cümle.
İnsanın her haliyle acziyetinin göstergesi aslında bu şarkı. Kendi varlığının insana dar gelmesi, yanına daima bir yaren arayışının delili. Nedenini, nasılını, olur-olmazını sorgulamadan sadece bir isteyişin ispatı sanki.
Eski ve kadim dostum Rukiye Karaköse bu şarkıyı birlikte dinlerken şöyle demişti. ''İnsan seveniyle beraberken aslında kendisiyle de beraber, O aradan çekilince yine kendisiyle kalıyor fakat O'nun aradan çekilmsesiyle baş başa bırakıldığı kendisi, nedense insana yetmiyor''. İşte meselenin özü de bu galiba kendi kendine yetemeyiş. Yanına aradığın ''yaren''. Hayatın hengamesini paylaşmak istediğin insanı bulma arzusu, başını yaslayacağın güvenilir bir omuz, derteleşebileceğin, bir nefes paylaşım isteyeceğin insanın karşına çıkmış olması umudu. Gözünün yaşını kendi elinle değil de sevdiğinin eliyle silmesini beklemek, yasında, sevincinde, hüsranında, kızgınlığında, huzurlu anında yanında görmek istediğin kişinin varlığını taaa içinde hissetmek, içinde devrilen çınarları yeniden canlandırmak için el uzatacak babayiğit bir yüreğin varlığıyla güç bulmak.
Sözün özü ''Yakin'' duygusuyla şad olmak.
Fakat olmuyor işte hayatta istediklerin, hayal ettiklerin gelip seni bulmuyor, sadece hayalde kalıveriyor çoğunlukla. Beklediğin gibi gerçekleşmiyor yaşadıkların. Sadece beklenti de kalıveriyor ya da güzel bir rüya sunuyor sana hayat ve aniden, kütt diye uyandırıveriyor.Şarkının sonunda da söylediği gibi '' seni sensiz bırakıveriyor'' üstüne bir sürü atıfta bulunduğun canlı. Sen atfettiğin şeylerle yapayalnız kalıyorsun oracıkta. Ortaya çıkan yıkıntıdan da işte böyle şaheser şarkılar çıkıyor. Zor zamanların bazı insanlara sunduğu üretme aşkıyla. İnsan böyle bir ilhama sevinsin mi ilham gelen kişinin adına üzülsün mü bilemiyor tabi. Şair Ümit Yaşar ve Üstad Münir Nurettin' e azap çektiren kadınlara da teşekkür mü etmeli bu şarkının ortaya çıkmasına vesile oldukları için yoksa O'nların adına kızmalı mı işte burası belirsiz?
Bu belirsizliğin cevabı herkesin kendinde gizli aslında. Tercih ve hayatı yaşama biçimi de yine kişilere özgü.
Benim hiç bir önermem yok bu yazının içinde ya da dışında aradığım, sadece başta da yazdığı gibi şarkıyı dinlerken kalemime döküleceği tuttu yazdıklarımın. Tek dileğim Mevladan; herkese hak ettiği Aşkı nasip etsin ve dahi Kendi Aşkını da kalplerimize nakşetsin...
Bu kadar söz edip te şarkıyı paylaşmamak Ümit Yaşar Oğuzcan ve Münir Nurettin' e saygısızlık olur du herhalde. Dinleyin bakalım siz ne hissedeceksiniz???
Üstadın kendi yorumu http://www.youtube.com/watch?v=pwHy8V1gczI
http://www.youtube.com/watch?v=dEtqukvb_q4 Bu Bekir Ünlü Ataer yorumu.( Benim en sevdiğim yorumdur:))))
http://www.youtube.com/results?search_query=beni+k%C3%B6r+kuyularda+merdivensiz+b%C4%B1rakt%C4%B1n+ahmet+%C3%B6zhan&oq=beni+k%C3%B6r+kuyularda+merdivensiz+b%C4%B1rakt%C4%B1n+ah&aq=0&aqi=g1&aql=&gs_sm=c&gs_upl=753637l754807l0l757037l3l3l0l1l1l0l260l425l0.1.1l2l0
Harika bir Ahmet Özhan yorumu.
Kulaklarınız şenlensin. Aşkla kalın...
30 Kasım 2011 Çarşamba
29 Kasım 2011 Salı
KASIM-ARALIK 2011 SANAT ETKİNLİKLERİNDEN SEÇMELER...

Retrospektif Sergi
EREN EYÜBOĞLU 04 Kasım - 17 Aralık 2011 .İş Sanat Kibele Galerisi, çağdaş Türk resminin büyük ustalarından Eren Eyüboğlu’nu misafir ediyor.
Çağdaş Türk resminin kurucularından ve büyük ustalarından Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun “Doğumunun 100. Yılı” etkinlikleri kapsamında düzenlenen sergi, İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkacak, Eren Eyüboğlu’nun yaşamı ve sanat hayatının anlatıldığı kitabın sergisi niteliğini taşıyor. Aile albümlerinden fotoğraflar dışında 300 kadar esere yer verilen kitapta Eren Eyüboğlu’nun yaşamı ve 60 yılı aşkın sanat hayatı anlatılıyor.
Sanatçının torunu Sabahattin Rahmi Eyüboğlu ve Ömer Faruk Şerifoğlu’nun hazırladığı ve aynı zamanda Kibele Sanat Galerisi’nin 2011-2012 sezon açılışı olacak Eren Eyüboğlu retrospektif sergisinde Eyüboğlu’nun başta aile koleksiyonu olmak üzere, çeşitli kurum, müze ve özel koleksiyonlardan derlenen 100’e yakın eseri yer alacak.
Bedri Rahmi Eyüboğlu, 40 yıl beraber yürüdüğü hayat ve sanat arkadaşı olarak Eren Eyüboğlu’nu ve sanatını “Eren doğuştan ressamdır, ben sonradan olmayım!” cümlesiyle özetliyordu. Resme karşı hep duyarlı ve sorumlu bir sanatçı portresi çizen Eren Eyüboğlu, resme bakışını da şu cümlelerle ifade ediyordu: “Bir resim yaparsın çok iyidir, bir resim yaparsın fena değildir. Onu ‘iyice’ bir resim izler, ´güzel´ bir resim, ´çok güzel´ bir resim daha sonra... Ama çok güzel bir resmi hiçbir şey izlemez. Bir çıkmazdır resim. Her zaman bilemezsin, bir önceki mi daha iyiydi, bir sonraki mi daha iyi olacaktır. Yoksa o anda yaptığın mı en iyisi, en güzelidir? Hem ne demek ´iyi´ , ´güzel´? Bir duvara asılacak resim o duvarın sahibine göre güzeldir. Ama resim, dekoratif amaçla yapılanlar hariç, süsleme amacı taşımaz.”
Ölümüne dek üreten sanatçı kariyere bakışını şöyle özetlemişti: “Kendi yolumu bulduktan sonra, bu yolun önü tıkanık mı, açık mı, ilerledim mi, geriledim mi yoksa yerimde mi saydım bilmiyorum. Bildiğim tek şey var, çalışma çabamı, ölüm elimden fırçayı alıncaya dek sürdürmek.”
Ardında binlerce resim, desen, seramik bırakan Eren Eyüboğlu 30 Ağustos 1988 günü, son otuz yılını geçirdiği Kalamış´taki atölye-evinde yaşama gözlerini yumdu.
Kibele Sanat Galerisi
İş Kuleleri
Sergi Ücretsizdir.
Tel: (212) 316 15 80
Sergi pazar ve pazartesi günleri hariç, her gün 10.00-19.00 saatleri arasında gezilebilir

ÇOCUKLAR İÇİN NOTADA YAZMAYANLAR
18 Aralık 2011 15:00
.MEMET ALİ ALABORA anlatıcı
EMİR GAMSIZOĞLU piyano
İstanbul Trio
Emir Gamsızoğlu piyano
Deniz Toygür keman
Cem Çetinkaya viyolonsel
Ayrıca her gösteride sürpriz konuklar...
Konsept Emir Gamsızoğlu, Memet Ali Alabora
Işık Tasarım Yüksel Aymaz
Klasik müzik deyince aklınıza ilk ne geliyor? Bizim aklımıza muhabbet geliyor, güzel zaman geçirmek geliyor, eğlence geliyor. Çünkü biz yıllardır klasik müzik sayesinde çok eğlendik. Bu eğlencemizi Türkiye'nin birçok yerindeki arkadaşlarımızla da paylaştık. Arkadaşlarımız bazen yaşıtlarımız, bazen büyüklerimiz, bazen de küçüklerimiz oldu.
İş Sanat'ta dördüncü yılımızda, sizleri de klasik müzikle keyifli zaman geçirmeye davet ediyoruz. Birlikte müzik dinlemeye, sohbet etmeye, müzisyen arkadaşlarımızla tanışmaya çağırıyoruz. Bu yıl her gösteride sürpriz konuklarımız olacak. Üflemeli çalgılar, şarkıcılar, farklı enstrümanlarla tanışabileceksiniz.
Bildiğiniz melodileri duymak, bilmediklerinizden keyif almak, müzikli hikayeler dinlemek için piyanist Emir Gamsızoğlu ve oyuncu Memet Ali Alabora, İstanbul Trio ile birlikte sizleri bekliyor olacak. Çocuklar için Notada Yazmayanlar İş Sanat'ta.
1. KADEME : 15 TL 2. KADEME : - 3. KADEME : - İNDİRİMLİ : 10 TL .
Detaylı bilgi ve rezervasyon için: http://www.issanat.com/

Sarkis / Su İçinde Suluboya Atölyesi
Atölye
Çağdaş Sanat Atölyesi'nde 6-12 yaş arası çocuklar, eğitmen gözetiminde Sarkis'in su içinde suluboya tekniğini öğrenip, çalışacaklardır.
3 Aralık Cumartesi 11.30-12.30
24 Aralık Cumartesi 11.30-12.30
Bilet fiyatı: 5 TL.
Etkinlik 12 kişi ile sınırlıdır.
Detaylı bilgi ve rezervasyon için: http://www.akbanksanat.com/
Burhan Doğançay Müzesini de gezebilirsiniz.
Müze hergün 10.00 - 18.00 arası açıktır.
Hergün 15.00 - 17.00 arası ücretsiz çay servisi vardır.
Giriş ücretsizdir.
DOĞANCAY MÜZESİ
34435 Beyoğlu
İstanbul – Turkey
Tel: +90 212 244 77 70 – 71
Fax: +90 212 244 74 18
MİNE ART GALLERY
Avni Öztopçu’nun “Dönemler” isimli sergisini 14 kasım – 8 Ocak 2011, tarihleri arasında ziyaret edebilirsiniz.Mine Sanat Galerisi Nişantaşı mekanı, Avni Öztopçu’nun yeni soyut çalışmalarıyla birlikte bu çalışmaların 1985’e dek uzanan biçimsel sürecinin de dahil olduğu sergiye tanıklık edecek.
Sergide bir kavram ile sınırlandırılması mümkün olmayan “Tek”in, birey veya etkilendiği alan sebebiyle oluşan odak kurguyu değişimleri dahilinde izleme imkanı bulacaksınız.
Mine Art Gallery Teşvikiye Dr.Müfide Küley Sokak Yasemin Ap. No:1 Daire: 5 Nişantaşı / Şişli -İstanbul

Aktüel Arkeoloji Fotoğraf Yarışması Sergisi
Dünyanın en önemli arkeolojik alanlarından biri olan Anadolu'nun sahip olduğu kültürel mirasın korunması, sahiplenilmesi ve en önemlisi fark edilebilmesi için düzenlenen fotoğraf yarışmasının sergisi 19 Kasım - 19 Aralık 2011 tarihleri arasında görülebilir.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri
Yıldız Salonu
Açılış: 19 Kasım 2011 / 14:30
Sergi Süresi : 19 Kasım - 19 Aralık 2011
Gezi Saatleri :09:00 - 17:00 (Pazartesi Hariç)
Alemdar Cad. Osman Hamdi Bey Yokuşu, Gülhane - İstanbul
18 Kasım 2011 Cuma
Aynur Doğan- Yare...
Yüzyıllardır üzerinde yaşadığımız bu topraklarda birilerinin hain elleri bizi bize kırdırma derdindeyken, bu şarkı çok daha anlamlı geliyor.Bu topraklarda yeniden barış egemen olsun İnşallah.
Şarkının dilini anlamasam da, bilmesem de anlatmak istediği şey o kadar net ki. Yare...
http://www.facebook.com/l.php?u=http%3A%2F%2Fwww.youtube.com%2Fwatch%3Fv%3D7AlXWniRobY%26feature%3Drelated&h=3AQHuOgg8AQE9cZ0SML1uBo9gWUkiGLlH245pSigEBBt5tQ
Şarkının dilini anlamasam da, bilmesem de anlatmak istediği şey o kadar net ki. Yare...
http://www.facebook.com/l.php?u=http%3A%2F%2Fwww.youtube.com%2Fwatch%3Fv%3D7AlXWniRobY%26feature%3Drelated&h=3AQHuOgg8AQE9cZ0SML1uBo9gWUkiGLlH245pSigEBBt5tQ
17 Kasım 2011 Perşembe
Tasarımcılar, Tasarımlar ve Hikayeleri.
Tasarım Hikayeleri
19 Kasım Cumartesi günü İstanbul Tasarım Merkezinde, Erdem Akan moderatörlüğünde, Tasarım dünyasının farklı dallarının önde gelen şahsiyetlerinden Tanju Babacan www.tanjubabacan.com.tr/, Osman Turhan www.osmanturhan.com/, Reza Hemmatirad www.rezahemmatirad.net/, Nevzat Sayın www.nsmh.com/, Murat Tabanlıoğlu www.tabanlioglu.com/ gibi isimlerin konuk olacağı programda katılımcılarla deneyimlerini paylaşacaklar.
Etkinlik mekanı; İstanbul Tasarım Merkezi.
Saat: 14:00
Adres:Binbir direk mh.Şehit Mehmet Paşa yokuşu sk. No:40 (Sokullu Mehmet Paşa camii) Sultanahmet.
Tel: 0212 458 61 61
Düzenleyen; Erdem Alkan
19 Kasım Cumartesi günü İstanbul Tasarım Merkezinde, Erdem Akan moderatörlüğünde, Tasarım dünyasının farklı dallarının önde gelen şahsiyetlerinden Tanju Babacan www.tanjubabacan.com.tr/, Osman Turhan www.osmanturhan.com/, Reza Hemmatirad www.rezahemmatirad.net/, Nevzat Sayın www.nsmh.com/, Murat Tabanlıoğlu www.tabanlioglu.com/ gibi isimlerin konuk olacağı programda katılımcılarla deneyimlerini paylaşacaklar.
Etkinlik mekanı; İstanbul Tasarım Merkezi.
Saat: 14:00
Adres:Binbir direk mh.Şehit Mehmet Paşa yokuşu sk. No:40 (Sokullu Mehmet Paşa camii) Sultanahmet.
Tel: 0212 458 61 61
Düzenleyen; Erdem Alkan
16 Kasım 2011 Çarşamba
7.İSTANBUL ANİMASYON FESTİVALİ BAŞLIYOR.

7. İstanbul Animasyon Festivali Programı
Bu sene yedincisi düzenlenen İstanbul Animasyon Festivali 22-27 Kasım tarihlerinde Pera Müzesi’nde. Her sene olduğu gibi son iki senenin en iyi animasyon filmlerini programına dahil eden İstanbul Animasyon Festivali seyirciye animasyon dolu bir hafta yaşatacak.
Biletler
Gösterimler: 5TL
Uzun Metraj Filmler: 10TL / İndirimli: 5TL
Ödül Kazanan Filmler Gösterimi: Ücretsiz
Atölye Çalışmaları: Ücretsiz
Biletler çok yakında Pera Müzesi’nden satılacaktır.
Detaylı bilgi, Film gösterimi, atölye programı için;
www.peramuzesi.org.tr/
Tanzil - Quran Navigator
Tanzil - Quran Navigator
Tüm dillerde Kur-anı Kerim tercümesi yapılmış, büyük emekle hazırlanmış bir site. Sadece dinlemek için değil, anlamak içinde...
İyi gezintiler.
Tüm dillerde Kur-anı Kerim tercümesi yapılmış, büyük emekle hazırlanmış bir site. Sadece dinlemek için değil, anlamak içinde...
İyi gezintiler.
12 Kasım 2011 Cumartesi
Üstadın Sohbetinden nasiplenmek için...
Soğuk havaya rağmen...
Bu gün kar soğuğunun bastığı İstanbul'umda bir küçük feyze adadık kendimizi, kardeşim ve ben. Üstad Kadir Mısıroğlu'nun Üsküdar'da ki ofisine gitmek için düştük yollara. Yüzümüze vuran, ciğerimize işleyen soğuk havaya meydan okurcasına. Öyle güzeldi ki İstanbul yine. Sarı Sonbahar gelinliğinden sıyrılmış, kara kışını örtünmüş, masum ve acımasız. Fettan ve can yakıcı bakışıyla Aşığını kucaklamak ister gibi bakıyordu bize ve tüm Maşuklarına...
Uzuuuun bir yolculuktu bizimkisi, beklenen ve gelmeyen vasıtalara inat vazgeçmedik Sevdamızdan. Öyle ya işin ucunda Üstad vardı, bir de İstanbul. Sonunda vardık mecramıza. Ne güzel bir yerdeydi ofisi Üstadın. Bir yanı Karaca Ahmet, bir yanı Üsküdar, canım Marmara Denizi manzaralı, şehitlik ve kabristan dolu bir yer.
Bir yanda hayatın akışı öte yanda son durak. Bir tarafı anlamın bütününe bakıyor, bir yanı anlamsız koşturmacamıza...
Bekledik, ısındık, nefeslendik, ruhumuzu dinlendirdik.
Böyle bir enerji hissetmemiştim daha önce hiç bir yerde. En mühimi de; biz kadınların genelde 3. hatta 5. sınıf olarak görüldüğü bir çok yerden çok farklıydı burası. Girdiğiniz an da ''Üstada mı geldiniz? Buyrun lütfen'' denip, oturacak yer gösteriliyordu çünkü. Hem de öyle uzaklarda değildi o yer, Hocanın tam karşısındaydı.O an da hissettiğim mutluluğun tarifi yok gerçekten:):):):)Nadiren gördüğüm bir muameleydi bu ve mümkün olsa oranın hizmetkarı olmak isterdim sadece bu tutumlarından dolayı. Sonrasında her tarafı eski-yeni yazma on binlerce eser dolu olan bu ofiste gezmek, kitap karıştırmak, istediğin kitabı, yazma eseri yanına alıp o süre zarfında okumak, not almak ve Allah ne verdiyse kitapla-ilimle ilgili yapmak serbestti. Ne kadar eser inceledik, karıştırdık bilmiyorum. Osmanlıcayı tam bilmediğime kahrettim o sürede fakat çat-pat bildiğime de şükür...
Sonrasında asıl sebebimiz vuku buldu. Hoca lutfetti ve başladı anlatmaya, mest etmeye. Dan dan vurarak kürsüsüne, tarihi yalanları bir bir belgeleriyle ortaya döküp, gizli yuvalarından çıkardı gerçekleri.Yıllarca uydurulup, öğretilmiş onca bilgiyi temizledi zihinlerimizden. Anlatışındaki hakimiyeti, belagatındaki akıcılığı ve üslubundaki diğergamlığı anlatmaya benim naçiz lügatim yetmez...
(Bir insanın bütün dünyaya dair bu kadar mı çok bilgisi olur ya huuu. Maşallah deyivereceksiniz)
Orada ki herkese en büyük tavsiye ve nasihati; dilinize sahip çıkın, lügatinizi bırakmayın. Geleceğe umutsuz bakmayındı. ''Sizler 1000 yıllık bir İmparatorluğun mirasçılarısınız, birilerinin istediği gibi sünepe, pısırık olmayın''. İdealleriniz uğruna savaşmaktan vazgeçmeyin. Rahmanın yakin sıfatlarına nail olmak için devamlı surette okuyun, okuyun, okuyundu...
Muhteşem bir insan olduğuna bir kez daha kanaat getirdik ve saygımızın O'nun bilgisine layık olamayacağı gerçeğiyle içimiz burkuldu...
Gelelim bu yazıyı yazma sebebime; Üstad Kadir Mısıroğlu'nun sohbetinden herkesin, Ülkesine sevdalı herkesin en az bir kez istifade etmesi gerekliliği beni bu yazıya itti.
Hocaya gidin, O'nu görün, bilgi deryasından bir damla da siz alın, ben almış olabilmenin umuduyla şerefyab oldum. Sizde bu muraddan nasiplenin.
Yalan dünyanın 3 günlük süresinde, O'nu tanımadan, dinlemeden, şimşek çakan gözleriyle gözleriniz buluşmadan Tarih biliyorum, Tarihi seviyorum diyemezsiniz çünkü...
Üstada ulaşmak için yapılacaklar bellidir, Google amcaya sorun onlarca cevap verecektir size. Ofisi, işyeri, yazım odası belki de evinden sonra her şeyi olan bu yerin de bilgileri mevcut.
Hayırlı, bereketli , umumi derecede istifadeye mazhar olduğunuz bir seyahat dileğiyle...
Son not olarak: Hoca sallamasyon bilgi vermez, her söylediği belgelidir. Belgesiz kelam etmez. Bu nedenle her çevre tarafından takdir edilmektedir.Sadece İslami kesime hitap ettiğini söylemek O'na iftiradır; çünkü dün orada gördüğüm bazı arkadaşlar, Havy Metal, punck, caz vs. konserinden çıkmış gibiydiler. Her telden, her türden insanı kucaklayan, ayrımsız, hiddetli gibi görünen fakat gayet naif bir kişiliktir kendisi. Bu nedenle çok çok rahat gidin denilebilir yanına...
11 Kasım 2011 Cuma
ANLAŞILMAK DİLEĞİYLE...
ANLAŞILMAK ÇABASININ VERDİĞİ HÜZÜN...
Bu kadar zor mu karşındaki insandan seni anlamasını beklemek? Sadece ''anlaşılmak istemek'' bu denli mi zevk verir insana.
Konuşmanın, anlatmanın verdiği büyük ihtiyaç ve hazla başlıyor her şey sanki. Tüm lahzalarıyla dinlenen olduğunu bilmek ihtimaliyle...
Sadece anlatmak istiyor insan, sanki midesini yıkatan bir hasta gibi gönlünü yıkanmış arınmış hissediyor çünkü anlatınca. Ruhundaki prangalardan sıyrılıyor, yüreğine çöreklenen kara bulutlar dağılıyor bir bir, hafiflemenin hem de tüy kadar hafiflemenin sarhoşluğuna kapılıyor. Allah'ım ne muhteşem bir varoluş ihyicadır bu. Konuşmak ve anlaşılmak...
Ama bazen olmuyor işte senin istediğin gibi. Çabaladığın ve üzüldüğünle kalıveriyorsun ortada. Öylece, sessiz, kırılmış, yara almış sol yanı, terk edilmiş, gücenmiş ama aslında en çok da kendine...
Farkediyorsun ki zor çok zor bir beklenti içindesin...
Hiç olmasını istiyorsun çünkü seni dinleyenden, tüm benliğinden, fikirlerinden, duygularından, alışkanlıklarından sıyrılmasını istiyorsun çünkü. Kendi olmaktan çıksın bir an için, nötr olsun be diyorsun. Hiç bir farklı anlama bağlamadan söylediklerini, duysun istiyorsun içindeki sessiz çığlığı, o sağır kulağıyla. Ne var bunda bu kadar zor olan demeden bakıyorsun yapılana. Amma velakin çokkkkk zor işte.
Seni anlattığın kadarıyla anlamlandırarak, eğip-bükmeden, çekip-çevirmeden dilinden dökülenleri, zihninde senin istediğin yere koyması zor karşındakinin. Sıyrılmasını istediğin Nefsi var çünkü arada. Öğretileri, algısına yerleşmiş hükümleri. İstediğin gibi değil, istediği gibi algılamasını sağlayacak yerleşkeleri var beyninde...
Bence bunları içselleştirerek davranmalı insan (en azından ben böyle yapmalıyım.) Karşındakinin beyninde yer etmiş vazgeçilmezlerinden ayrılmasını istememeli. Asla '' hiç'' olmayı seçmeyeceğini bilmeli. Senin gibi düşüneceğini ummadan, bildiğini okuyacağını göze almalı. Hiç olmanın ağırlığını sadece senin benliğinin taşıyacağını bilmeli.
Ve belki de anlaşılma derdine düşmeden anlatmalı, ihtiyaçlarından vazgeçmeyi göze alarak. İçine akıtmalı yaşını, kör gözlere bakmadan. Seni Yaratıcından daha iyi kimsenin anlayamayacağını bilerek, yalnızca O'na sığınarak ve içini O' na açarak avunmayı seçmeli. Ayette dediği gibi;
Bir veli (en güvenilir bir dost) olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah yeter. (NİSA SURESİ / 45)
O'nun Baki dostluğuna kavuşmak dileğiyle...
Bu kadar zor mu karşındaki insandan seni anlamasını beklemek? Sadece ''anlaşılmak istemek'' bu denli mi zevk verir insana.
Konuşmanın, anlatmanın verdiği büyük ihtiyaç ve hazla başlıyor her şey sanki. Tüm lahzalarıyla dinlenen olduğunu bilmek ihtimaliyle...
Sadece anlatmak istiyor insan, sanki midesini yıkatan bir hasta gibi gönlünü yıkanmış arınmış hissediyor çünkü anlatınca. Ruhundaki prangalardan sıyrılıyor, yüreğine çöreklenen kara bulutlar dağılıyor bir bir, hafiflemenin hem de tüy kadar hafiflemenin sarhoşluğuna kapılıyor. Allah'ım ne muhteşem bir varoluş ihyicadır bu. Konuşmak ve anlaşılmak...
Ama bazen olmuyor işte senin istediğin gibi. Çabaladığın ve üzüldüğünle kalıveriyorsun ortada. Öylece, sessiz, kırılmış, yara almış sol yanı, terk edilmiş, gücenmiş ama aslında en çok da kendine...
Farkediyorsun ki zor çok zor bir beklenti içindesin...
Hiç olmasını istiyorsun çünkü seni dinleyenden, tüm benliğinden, fikirlerinden, duygularından, alışkanlıklarından sıyrılmasını istiyorsun çünkü. Kendi olmaktan çıksın bir an için, nötr olsun be diyorsun. Hiç bir farklı anlama bağlamadan söylediklerini, duysun istiyorsun içindeki sessiz çığlığı, o sağır kulağıyla. Ne var bunda bu kadar zor olan demeden bakıyorsun yapılana. Amma velakin çokkkkk zor işte.
Seni anlattığın kadarıyla anlamlandırarak, eğip-bükmeden, çekip-çevirmeden dilinden dökülenleri, zihninde senin istediğin yere koyması zor karşındakinin. Sıyrılmasını istediğin Nefsi var çünkü arada. Öğretileri, algısına yerleşmiş hükümleri. İstediğin gibi değil, istediği gibi algılamasını sağlayacak yerleşkeleri var beyninde...
Bence bunları içselleştirerek davranmalı insan (en azından ben böyle yapmalıyım.) Karşındakinin beyninde yer etmiş vazgeçilmezlerinden ayrılmasını istememeli. Asla '' hiç'' olmayı seçmeyeceğini bilmeli. Senin gibi düşüneceğini ummadan, bildiğini okuyacağını göze almalı. Hiç olmanın ağırlığını sadece senin benliğinin taşıyacağını bilmeli.
Ve belki de anlaşılma derdine düşmeden anlatmalı, ihtiyaçlarından vazgeçmeyi göze alarak. İçine akıtmalı yaşını, kör gözlere bakmadan. Seni Yaratıcından daha iyi kimsenin anlayamayacağını bilerek, yalnızca O'na sığınarak ve içini O' na açarak avunmayı seçmeli. Ayette dediği gibi;
Bir veli (en güvenilir bir dost) olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah yeter. (NİSA SURESİ / 45)
O'nun Baki dostluğuna kavuşmak dileğiyle...
6 Kasım 2011 Pazar
Kurban Bayramı tebriği...

BU GÜN BAYRAM...
Bayram sevincinin tüm dünyayı ve ülkemizi bütün sıcaklığıyla sarmalayıp, huzur, mutluluk ve sevinç getirmesi dilekleriyle,
Kurban Bayramımız Mübarek ve Kutlu olsun.
Bayram tadında günler geçirmek ümit ve duasıyla...
Küçükleri sevindirmeyi unutmayalım:):):):)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)