Annem'e
Bazen çok
kısa bir zamanda bile atılabilir kocaman dostlukların temelleri. Serap diyorum,
candır canandır.
E malum anneler günüydü
bugün. Annesiz bir anneler günü salya sümük olmadan atlanmaz.
Serap’la geçireceğimiz
ilk anneler günümüzdü bu. Aradı, hazırlan anneme gidiyoruz dedi. Günler
öncesinden hazırladığım hediyemi de alarak dışarı çıktım.
Arabasına atladığımız
gibi annesinin evinde almıştık soluğu.
Anne bizi kapıda güler
yüzüyle karşıladı. Sarıldı, öptü, kokladı.
Annemin hayatta
olmadığını bildiğinden, bugünü badiresiz atlatabilmem için tahmin edilebilir bir
endişe vardı üzerinde.
Sürekli "ben de senin
annen sayılırım, ne zaman istersen gel, neye ihtiyacın olursa bu kapı sana açık"
gibi tekrarlarla kendimi iyi hissetmemi sağlamaya çalışıyordu.
Bir ara Serap annesini
öptü yanımda. Anne o kadar naif, o kadar ince fikirliydi ki ona doğru eğilerek
ve sessizce “Şimdi sırası mı” dedi. Bu tip bir davranışın öksüzlüğümün altını
çizeceğini düşünmüş olmalıydı. Sırf o bunu düşünmesin diye yapay ama şen bir
kahkaha attım.
Ne diye üzülsündü. Bir
tek annesiz ben miydim şu koca dünyada? Ama orada annesiz olan bendim.
Yine de çok şık bir
hareketti.
Havayı değiştirmek için
kalkıp hediyemi sundum. Çok mutlandı anne. Şefkat dolu bakışlarla iki eliyle
saçlarımdan başlayarak tüm yüzümü küçük bir çocukmuşum gibi usul usul sıvazladı.
O
elin dokunuşları, şifa dağıttığına inanılan bir şeyhin, müridinin sırtını
sıvazlaması kadar huzur vericiydi. Gözlerimi kapattım, saçlarımda ve yüzümde
gezinen ellerin anneme ait olduğunu düşündüm.
Birkaç
saniyelik de olsa geçmişin o huzurlu ara sokaklarında
dolaştım.
Zaman,
beni beklediğini kulaklarıma fısıldarken ışık hızıyla annemle vedalaşıp,
soğumaya yüz tutmuş çayımdan bir yudum aldım.
Nilgün ŞAHSİ
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder