12 Ekim 2011 Çarşamba

Yeni bir yazı...

CİNAYETE ALIŞMAK...

Çok net hatırlıyorum. Ortaokul zamanımdı. Bir akraba oturmasına gitmiştik o akşam annemle. Çay eşliğinde muhabbet, sohbet derken açık olan TV’ye gidip geliyordu herkesin gözü, çünkü son bir haftadır o dönemin 2 özel kanalından birinde, şu anda adına tanıtım filmi denen ( o dönem malum adı tam bilinmiyordu) kısa filmi pür dikkat izlemiş ve merakla programın başlamasını bekliyorduk.



Adı ‘’ Sıcağı Sıcağına”ydı programın. Ünlü tiyatro oyuncusu Cem Kurtoğlu sunuyordu.  Türk televizyonlarında bir ilk deyip duruyordu tanıtımlarında, o tok, sert fakat vicdanlara işleyen ses tonuyla. Çok esrarengiz görünüyordu her şey ve program başladı. Konu şuydu; abisi tarafından hunharca öldürülen kız canlandırılmalarla anlatılıyor, kızın başından geçenler detaylıca irdeleniyor, tabutlar, mezarlıklar tam bir ajitasyonla gözümüze sokuluyor ve biz ev ahalisi hıçkırıklara boğularak ağlıyorduk. Hem de ne ağlamak!! Benden yaşça küçük kardeşlerim ve kuzenlerim ne olduğuna anlam veremeyen bakışlarla bizi seyrediyor, annem ve diğer akrabalarımız “cani abi” ye olanca hınçlarıyla bela okuyor,  Allah kahretsinler diziyorlardı lügatlerinden.
Bu program böyle aylarca belki de birkaç sezon daha sürüp gitti. Bizimkiler ilk zamanlar ısrarla takip ediyor, ağlıyor, kızıyor, Allah hidayet etsinlerle kendilerini hafifletip, ‘’kader işte” lerle vicdanlarını susturuyorlardı. Fakat gün geldi devran döndü, bu program ‘’normal’’ oldu tüm izleyenler ve benim ailem için. Yine bir cinayet, yine kaybolmuş hayatlar, yine acı-hüzün-dram…
İşte Türkiye ‘deki kadın cinayetlerinin son hali de bu programın hayatımızdaki son hali gibi ’’normal’’ oldu bence. Haber Türk’ün sür vahşetinden sonra her kes bir şeyler yazdı- çizdi-söylendi.  Etik mi, değil mi, o fotoğrafların yayınlanması işe yaradı mı, yoksa bir fiyasko muydu falan filan…
Onu bunu bilmem benim çocukken yaşadığım bu acı deneyimin bana anlattığı şu:  Zulüm, acı, dram, göz yaşı vs. ne kadar görünür kılınırsa o kadar ‘’ normalleşiyor’’ hayatımızda. Eskiden şu yukarıda anlattığım, şimdilerde her an görebildiğimiz haber formatında ki program insanlarımızı nasıl etkiliyor. İçini kanatıyor, hatta içlerinde onulmaz yaralar açıyordu fakat sonra durum değişti ve yaralar kapanıverdi, katledilenlerin acısı unutuldu. Çünkü ‘’ norm’’ halini aldı bu format.
İşte korkum o ki Haber Türk gibi kendince cesur işler yapma derdi güden Medya kuruluşları kadın cinayetlerini de ‘’normalleştirecek, kanıksatacak’’ hepimize. Dün o fotoğrafı yayınlayan medya, yarın- öbür gün kim bilir daha ne akıl almaz fotoğrafları, cesur ve ilkeli yayıncılık diyerek ana sayfasına basacak ve canımızın artık acımamasını sağlayacak.
Hep beraber ‘’ Dur’’ diyebilelim bu pervasız gidişe. Derdi aslında satış rakamlarının yüksekliği ve PR olan bu zihniyete. Gerekirse evlerimize sokmayalım bu tür yayınları çekinmeden yapan gazeteleri, dergileri. Bizleri paranoyaklaştırmalarına engel olmak için, vefat eden insanların ailelerinin acısına ortak olup, diğergamlığımızı ispat edebilmek için, evimizdeki- çevremizdeki çocukların ruh sağlığıyla oynamamak için. Kötüden örnek değil, ibret olunacağını göstermek için. Topluca tepki verelim, bu canileri bilerek ya da bilmeyerek besleyen- büyüten bu mantığa.
Çoğunlukla tek bir kişi ile başlayıp, onlara, yüzlere, binlere ulaşmak mümkün olur. Sadece benden ne olur ki? demeden, elimizi taşın altına koyalım. Ayrıca tepkilerimizi mail, faks, telefon tüm iletişim araçlarından en az biriyle iletelim. İletelim ki birileri bu vahşeti besleyemesin.
Selam, dua ve muhabbetle…

Arzu Avşar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder