CİNAYETE ALIŞMAK...
Çok net hatırlıyorum. Ortaokul zamanımdı. Bir
akraba oturmasına gitmiştik o akşam annemle. Çay eşliğinde muhabbet,
sohbet derken açık olan TV’ye gidip geliyordu herkesin gözü, çünkü son
bir haftadır o dönemin 2 özel kanalından birinde, şu anda adına tanıtım
filmi denen ( o dönem malum adı tam bilinmiyordu) kısa filmi pür dikkat
izlemiş ve merakla programın başlamasını bekliyorduk.
Adı ‘’ Sıcağı Sıcağına”ydı programın. Ünlü tiyatro oyuncusu Cem
Kurtoğlu sunuyordu. Türk televizyonlarında bir ilk deyip duruyordu
tanıtımlarında, o tok, sert fakat vicdanlara işleyen ses tonuyla. Çok
esrarengiz görünüyordu her şey ve program başladı. Konu şuydu; abisi
tarafından hunharca öldürülen kız canlandırılmalarla anlatılıyor, kızın
başından geçenler detaylıca irdeleniyor, tabutlar, mezarlıklar tam bir
ajitasyonla gözümüze sokuluyor ve biz ev ahalisi hıçkırıklara boğularak
ağlıyorduk. Hem de ne ağlamak!! Benden yaşça küçük kardeşlerim ve
kuzenlerim ne olduğuna anlam veremeyen bakışlarla bizi seyrediyor, annem
ve diğer akrabalarımız “cani abi” ye olanca hınçlarıyla bela okuyor,
Allah kahretsinler diziyorlardı lügatlerinden.
Bu program böyle aylarca belki de birkaç sezon daha sürüp gitti.
Bizimkiler ilk zamanlar ısrarla takip ediyor, ağlıyor, kızıyor, Allah
hidayet etsinlerle kendilerini hafifletip, ‘’kader işte” lerle
vicdanlarını susturuyorlardı. Fakat gün geldi devran döndü, bu program
‘’normal’’ oldu tüm izleyenler ve benim ailem için. Yine bir cinayet,
yine kaybolmuş hayatlar, yine acı-hüzün-dram…
İşte Türkiye ‘deki kadın cinayetlerinin son hali de bu programın
hayatımızdaki son hali gibi ’’normal’’ oldu bence. Haber Türk’ün sür
vahşetinden sonra her kes bir şeyler yazdı- çizdi-söylendi. Etik mi,
değil mi, o fotoğrafların yayınlanması işe yaradı mı, yoksa bir fiyasko
muydu falan filan…
Onu bunu bilmem benim çocukken yaşadığım bu acı
deneyimin bana anlattığı şu: Zulüm, acı, dram, göz yaşı vs. ne kadar
görünür kılınırsa o kadar ‘’ normalleşiyor’’ hayatımızda. Eskiden şu
yukarıda anlattığım, şimdilerde her an görebildiğimiz haber formatında
ki program insanlarımızı nasıl etkiliyor. İçini kanatıyor, hatta
içlerinde onulmaz yaralar açıyordu fakat sonra durum değişti ve yaralar
kapanıverdi, katledilenlerin acısı unutuldu. Çünkü ‘’ norm’’ halini aldı
bu format.
İşte korkum o ki Haber Türk gibi kendince cesur işler yapma derdi
güden Medya kuruluşları kadın cinayetlerini de ‘’normalleştirecek,
kanıksatacak’’ hepimize. Dün o fotoğrafı yayınlayan medya, yarın- öbür
gün kim bilir daha ne akıl almaz fotoğrafları, cesur ve ilkeli
yayıncılık diyerek ana sayfasına basacak ve canımızın artık acımamasını
sağlayacak.
Hep beraber ‘’ Dur’’ diyebilelim bu pervasız gidişe. Derdi aslında
satış rakamlarının yüksekliği ve PR olan bu zihniyete. Gerekirse
evlerimize sokmayalım bu tür yayınları çekinmeden yapan gazeteleri,
dergileri. Bizleri paranoyaklaştırmalarına engel olmak için, vefat eden
insanların ailelerinin acısına ortak olup, diğergamlığımızı ispat
edebilmek için, evimizdeki- çevremizdeki çocukların ruh sağlığıyla
oynamamak için. Kötüden örnek değil, ibret olunacağını göstermek için.
Topluca tepki verelim, bu canileri bilerek ya da bilmeyerek besleyen-
büyüten bu mantığa.
Çoğunlukla tek bir kişi ile başlayıp, onlara, yüzlere, binlere
ulaşmak mümkün olur. Sadece benden ne olur ki? demeden, elimizi taşın
altına koyalım. Ayrıca tepkilerimizi mail, faks, telefon tüm iletişim
araçlarından en az biriyle iletelim. İletelim ki birileri bu vahşeti
besleyemesin.
Selam, dua ve muhabbetle…
Arzu Avşar
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder